TUMBLR

22 Ekim 2011 Cumartesi

Okadar cok mu sogudu oralar :(

Güneşi gömelisin!
Yoksul ve yorgun yarınların yitik çocuğu
Güneşi görmelisin!
Yaşanmış tüm silik anıların genzinde bıraktığı o acı tatla güneşi görmelisin
Atalet yağmurları yağarken üzerine ve sen umutlarını bir bir tüketirken her yeni günle; başını göğe uzatıp renk renk köpüren tavuskuşu suretinde güneşi görmelisin
Ve sapsarıya kesince yer, gök, tüm beşeriyet; bir gökkuşağı düşmeli içine
Her soluduğunda nefesinden dünyaya yayılan renk cümbüşünde, dağınık hayallerin karışmalı yine esen yele
Ve yayılmalı esen yel bana, ona herkese
Görüyorsun ya, daha özlenir bir dünyayı böyle yaratıyoruz sayende
Güneşi görmelisin!
O zaman gülümse,
Dağıt bulutları yer aç güneşe

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Vazgecilmedik vaktimiz bittigine ikimiz birlikte karar verdik ama birbirimize ait olan kalplerimizdekiyerler her birbirimizde kaldi...

Uzaklardan, çok uzaklardan serin bir rüzgar, getirdiği birbirinden farklı; kokladığında kendini hiç olmadığın ve olamayacağın bir diyarda hissetmeni sağlayacak keskin çiçek kokuları ile hoyratça esti.
Bir daha eşine benzerine rastlayamayacağını bildiği bu keskin kokuları damarlarında ona hayat veren kana geçene dek içine çekti. Ve susuz toprakların bir damla suya hasret, başını göğe uzatıp el açmış bitkileri gibi, bir pınarın hayalini kurdu peşi sıra.
Serinliğin olduğu yerde çok yükseklerden doğup gelen hırçın çağlayanın arayışına düştü aklı sonra. Deliler gibi koştuğunu, serinliği bulmaya ve bulduğu anda içinde yok olmayı hayal ettiği ana gittiğini; soluğu tükenmeye başladığı, ayaklarının yabanıl otlardan kızıl bir aleve kestiğinde farkedebildi. Meğer ne çok özlemiş gözleri kapalı koşmayı, hiç yorulmadan ama yorulacak olmakla.
Ulaştığı yerde düşlerindeki çağlayanı bulmakla ne kadar sevinip; kendini hoyratça bırakmayı düşündüğü boşlukta özgürlüğü ne denli tattı ise; onun aksi yönüne yol kateden birkaç somonu ve onların bir engel gibi gördükleri çağlayanı aşmak için varını yoğunu ortaya koyduklarını görmesi ile şaşkınlığa kesti bulanık zihni. Havada asılı kaldığı anın ne kadar sürdüğünü bilmeden farkında olduğu tek gerçeklik, az sonra yüzükoyun çakılacağı suda yüzünün belli belirsiz suya vuran yansıması idi sanki.
Derin çizgilere rastladığı söylenemez, ki henüz o kadar da yaşlı olmadığını anlatır gibiydi berrak su. Birden, insanın korkunç birşeyin olacağını hissettiğinde yüzünün aldığı hali almayı istedi ve çizgiler keskinleşiverdi. Belki de az sonra iki kavuşamaz elin birbirine kenetlenip bir daha hiç ayrılmayacağı, ve belki bir daha da hiç kavuşamayacağı anı düşündüğünden olsa gerek uzun süre bakakaldı sudan yüzüne vuran bu ipiltilere. Bir sonsuzluk müjdecisi bu ulu sedirlerin dibinde, yıllardır iç çekerek beklediği kavuşmanın onu darmadağın edip bir daha var edemeyecek olmasının tasası ise, sanki sadece o an için dinginleşip aynası oluveren suda yansıyordu derinliklerine.
Belki de hiç hesaba katmadığı, sadece birleşme anının o dayanılmaz hazzını duyduğu için olacak ki; yolun sonuna ramak kala bir somonun kanatlarına tutunmayı ve nereye göç ediyorsa oraya gitmeyi dileyebilecek kadar ihanet etti yılların özlemine. Korkunun izlerine rastlanılmayan yüz ifadesinde, nasıl oluyor da için için bu denli korkuyordu,...
Yoksa bir daha böyle bir kavuşmayı tecrübe edemeyecek bedeni miydi aklına hükmeden? Bir tercih yapmasını isteyen hayat yine peşinden gelip, onu bu düşüşten çekip alacak ve göğe doğru uzayarak yolculuğuna katacak kanatlı mavi balık mı, yoksa birazdan onu içine alacak kısa ama doyumsuz esrik zinciri mi diye sormasa ne karar vermenin zorluğu, ne de hayata karşı girişmek zorunda bırakıldığı mücadelenin son oyunu sahnelenecekti. Tam da bu sırada gökyüzünde aniden iki yıldız belirip balkıdı ve aniden sönüp kayboldu. Seçimi yapmadı, yapamadık!
Ne hayat kazandı; ne de belli belirsiz varlığı olan bizler de kazanamadık...

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Bana ne zaman sira gelir dersin...

Yer yarılıp içine girsen yinede en'sendeyim demiştin
Yer yarıldı içine girdim nerdesin?

(Yangın yeri burası,sağanak sağanak yalnızlık düşüyor yazgıma,neye ele et atsam piç ediyorum.)

Hani;"ben varken sağ yanın üşümez" derdin ya,sağ yanımı hissetmiyorum nerdesin?

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

"Herhangi birinin hayatinda vazgecilmez olabilirmisin..."tam adamina sorulmus bir soru...

Gayr-ı meşru bir aşkın hediyesi bize ayrılık
bütün piç edilmiş sevişmeler gibi
dışarı boşaldığım öfkem
acılarımızın biyolojik babasıyım
bir cep harçlığı eksik
yoksul bir ihanet gibi
serçe kursağındaki buğday tenin
sorumluluk sahibi onurun
tutuklu kelimelerim
ve bir -sen-
bir de -ben- vardık ama vazgeçildik..

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Bu aksam sorum siradan olsun nasilsin???

To whom brought her book to me. I took her from one poor guy's hands in your heart. Tell him he died. Says the sun of your book at the last page. Take care born more

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

abi sana biz alkol mu senin kanını sulandırıyo diye sormadık kıı sdfgsdfg

-Susmayacağımı söyledim dilenci!
-Dilenci çocuk burnunu sil,burnun akıyor.
-Ayaklarına birşeyler giymelisin bu kış sert geçecekmiş hava.

Nerde bulabilirdi bu güzelliği.Çıkagelirmiydi birgün...?
Kafasındaki sorular integral bulmacalarını bile altüst edecek kıvamdaydı.Bir bozukluk yuvarlandı önüne.Evdeki kız kardeşinin al yanakları gülümsedi.Alışılagelmiş bir hikayenin tamda başrolünden çıkmak üzereydi ki kız kardeşi seslendi.

-Abi hani bana masal anlatacaktın bu gece.Yine çok mu yorgunsun? Polisler çok mu hırpaladı seni?
Bak sana kalın bir kazak örmeye çalıştım.Üşütüp hasta oluyorsun sonra.He bir de annem yarın işe gitmeden önce sana güzel bir kahvaltı hazırlamamı istedi.Ne istersin bakalım benden? O kömür madeninde çalışmak çok kirletiyor seni.Oysaki sen çok yakışıklısın...

Susmayacağım dilenci!
Dilenci miydi? Kuantumun sınırlarını zorlarken sizin gözünüzde yalnızca bir dilenci miydi? Hayal ettiğinde güzel bir kadını ve onu çok sevdiğinde ağır bir işçi miydi gözünüzde?
''O kadının gelecekte aşık olacağı adamın,aslında ona dokunacağından daha fazlasını dokunurken,daha fazla severken bir hırsız mıydı? ''
Kadının sözleri neden bu kadar çok hırpalıyordu,çok yorgunsun dilenci.Kız kardeşin üzülüyor bak.
Bir bozukluk yuvarlandı önüne ve içindeki kederin al yanakları gülümsedi..

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

ne diyon abi sen alakasız cevaplar veriyon allah aşkına amacın ne lan.

cehennemin dibinde cenneti hayal etmek
yaşamın ilk kuralınıda kabul etmektir
kendi uğultusunda sağır olmuş bir dilsiz bile
yani sesi daha önce hiç duyulmamış birisi bile
içinden dua eder bunun için
sonuçta sağır ya da dilsiz olmanız önemsizdir
inandığınız herşeyi duyar ya da işitirsiniz
hatta kulaklarınız çınlar
sağırda olsanız mucize sayar
diliniz olsa aynen böyle anlatırsınız
körlerde ise durum çok daha farklıdır
onlar gördüklerine inanmazlar
ve hissetmeleri gerekir
daha çok acıyı hisseder
ve bundan ders çıkarırlar
ama geriye kalan herşey bu yüzden güzeldir
bilirsiniz bakış açısı çok önemlidir
yani bazıları için görmek inanmakta olsa
körler inançsız değildirler
kör olsanız mucize sayar
görseniz aynen böyle anlatırdınız
yani buralarda duyularıyla
hareket etmeyen yoktur demek istiyorum
bu yüzden cehennemin dibinde bile olsanız
cenneti hayal eder
sesiniz çıkmasa bile
avaz avaz dua edersiniz
bu yüzden gördüklerinize inanır
kör olunca daha çok hisseder
dokunamasanız bile
sürünerek inanırsınız
kısacası yaşamın ilk kuralını
işte böyle kabul edersiniz
aslında sadece siz varsanız
bu kadar şey boşuna olacaktır
bu yüzden
yaşamın ilk kuralı
kulaklarınız çınladığında mucize sayıp
avaz avaz bağırmaktır
bu yüzden
yaşamanın kuralı
göremediklerinizi hissetmek için
sürüne sürüne herşeyi görmektir
bu yüzden yaşamın
tek kuralı
kör olup sağırları dinlemek
ve bir dilsiz gibi gördüklerini hissetmektir

""x""

(ben bu aralar kanımı sulandıran tek şey alkol
ve duyularıma hakim olamıyorum diyecektim ) anladınmı lan??

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

seni sevdim diyenler, çekip giderseee:)

Bize bakıp da fazla söze ne hacet diyen insanlar biliyorum
şimdi hepsinin boynuna bir ip geçirdim son sözlerini söylemelerini bekliyorum..

Son sözlerini söyletecek kadar canımı acıtamamışlarmı acaba diye düşünüyorum ama olsun neden yalana baş vurduklarını bilmem gerek. Onca içi dolu gibi görünen insana inandığım için daha kendimi suçlamam gereken saatlerim var benim.
Senden sonra saatlerimin hepsi boş benim

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Mutluluk - Masallarda , Masallar - Yalanlarda . Yanlış mı ?

Olmuyor işte olmuyor!
Her sözün haklı çıktığı anlarda sakin olamıyorum.
Değeri olmayan birinin bile can acıtmasına dayanamıyorum..
Kendime bile anlatamadığım hislerim var şu günlerde.
Kendime bile itiraf edemediğim,israf derecesinde değer saçıyorum şu günlerde.
Hayır yok öyle birşey diyip inkara baş vursam da aslı olanı yaşıyorum ki bu en çok yalnız kaldığımda ve onu gördüğümde aklımı başımdan alıyor.


Olmuyor işte olmuyor!
Zıt kutuplar birbirini çeker diye birşey de yokmuş ki.
Yoksa bizi teet mi geçmiş!
Sonrası nı Allah bilir diyip zamana karışmamız ne kadar doğru?
Sözcükleri sonraya bırakıp, karşısındakinin ölmesini beklemek bencillik değil mi?


Hepsini sindirirsin de
Değer verdiğim insanların, aniden arkalarını dönüp başkalarını tercih edip gitmelerini yediremiyorum.


Olmuyor işte olmuyor..!
Ne kadar sabretsemde birgün taşacağımı adım gibi biliyorum.

Sakın gururunu okşamasın üzerindeki göz süzmelerim, hepsi israf olmasın diye rengi olamayan boncuklarımdı.

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Duygu sömürüsünü insanlara karşı silah olarak kullanan insanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

"Kendimi öldürmeden önce bana varoluştan yana güven verilmesini isterim, kuşku duymamak isterim. Yaşam, benim gözümde, olguların belirginliğini ve akılda uyumlu biçimde birleşmelerini onaylamaktan öte bir şey değil.

Ben, olguların toplanıp birleştiği zorunlu bir buluşma noktası gibi duymuyorum kendimi artık; şifalı ölüm, doğadan ayırarak iyileştiriyor bizi; ama ya ben, olgulara yol vermeyen acıların ürünüysem? Ben kendimi öldürürsem bu, kendimi yıkmam için değil, ama kendimi yeniden oluşturmam için olacak; intihar, benim için, kendimi zorlu bir uğraşla yeniden ele geçirmemi, varlığımın içine baskın yapıp girmemi, belli belirsiz ilerleyen tanrıdan önce davranmamı sağlayacak bir araçtır yalnızca. İntiharla kendi tasarımı yeniden doğaya uyguluyorum, ilk kez kendi irademle biçimlendiriyorum her şeyi. Bana uygun olmayan organlarımın koşullandırmasından kendimi kurtarıyorum; ve yaşam, bana düşünmem için verileni düşündüğüm saçma bir talih oyunu olmaktan çıkıyor. Yani kendim seçiyorum düşüncemi, ve güçlerimin, eğilimlerimin, gerçeklerimin yönünü. Güzel ile çirkinin, iyi ile kötünün arasına yerleşiyorum. Askıda bırakıyorum kendimi; hiçbir yana eğilim göstermeden, yansız; iyilerin ve kötülerin kışkırtmalarının kurduğu dengenin kurbanıyım.

Çünkü yaşamın kendisi, bir çözüm değil; yaşam, seçilmiş, benimsenmiş, belirlenmiş hiçbir varoluş türüne sahip değil. Yaşam yalnızca, istekler ve olumsuz güçler dizisidir, tiksindirici bir rastlantıya bağlı koşullara göre amacına ulaşan ya da başarısızlığa uğrayan küçük karşıtlıklar dizisidir. Kötülük, her insana, eşit ölçüde verilmemiştir, deha da öyle, delilik de. Kötülük gibi , iyilik de, koşulların ve etkisini kimisinde çok kimisinde az gösteren bir mayanın ürünüdür. Yaratılmak ve yaşamak ve değiştirilemeyecek biçimde belirlenmiş varlığının en akla gelmez dallarına, en küçük ayrıntılarına dek kendini hissetmek, kesinlikle aşağılık bir durumdur. Aslında biz ağaçtan başka bir şey değiliz ve olasıdır ki, benim soyumun ağacının bilmem hangi boğumunda, belirlenmiş bir günde kendimi öldüreceğim yazılıdır. İntihar özgürlüğü kavramı da, kesilmiş bir ağaç gibi düşüyor. İntiharımın ne zamanını, ne yerini, ne de koşullarını ben yarattım. Onun kavramını bulan da ben değilim, koparılmayı duyabilecek miyim? Belki o anda varlığım parçalanıp dağılır; ama ya bütünlüğünü korursa, sakatlanmış organlarım nasıl işleyecek, varlığı olanaksız hangi organlarımla gözlemleyeceğim bu kopmayı? Ölümü, bir sel gibi duyuyorum üzerimde; gücünü bilemeyeceğim, apansız sıçrayan bir yıldırım gibi. Tatlarla ve dolanıp duran labirentlerle yüklü duyuyorum ölümü. Bunun neresinde benim varlığımın düşüncesi? Bu Tanrı, beni,istediği gibi kullandı, saçma biçimde; beni canlı kıldı, yadsımaların yokluğunda, benim atak yadsımalarımın yokluğunda, düşünülen yaşamın, duyulan yaşamın en küçük kıpırtılarını bile yok etti bende. Yürüyen bir robot durumuna indirgedi beni; ama öyle bir robot ki, bilinçsizliğinin kırıldığını duyumsuyordu. Ve işte ben, yaşamakta olduğumu göstermek istedim, şeylerin çınlayan gerçekliğiyle birleştirmek kendimi, yazgımı parçalamak istedim. Tanrı ne dedi buna? Yaşamı hissetmiyordum; değer yargılarıyla ilgili her kavramın dolaşımı, bende, kurumuş bir ırmaktı. Yaşam, bir nesne, bir biçim değildi bende; bir dizi mantık yürütmeydi yalnızca. Ama boşuna işleyen, bir yere ulaştırmayan mantık yürütmelerdi bunlar ve bende, irademin kesinleştiremediği "taslaklar" biçiminde kalıyorlardı. Buradan intihar durumuna geçmem için de benliğimin bana geri dönmesini beklemeliyim, varlığımın tüm eklemlerini özgürce oynatabilmeliyim. Tanrı beni, umutsuzluğun içine bıraktı, sanki ışıkları bana ulaşan çıkmazlar burcunun ortasına bıraktı. Ben artık ne ölebiliyorum, ne yaşayabiliyorum, ne de ölümü ya da yaşamı istememezlik edebiliyorum. İnsanların tümü de benim gibi.

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

znas nekog ko je išo u privatnu gimnaziju? ko?

Yorgan orten yorgan olmus. Boyle sessiz daha iyi. Vakti gelen motifden cikmis gitmis. Peki gitmis de ne yapmis - zebra desene takim elbise gitmez. Ipek de olsa kullanamazdin. Ise karisilmaz. Fiskiye iyidir havuzda

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

nabroji 5 osoba koje se najljepše oblace na tvojoj skoli xP

kuzuyu yaratan mı yarattı seni de? demiş etkiledi

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

komşu komşunun neyine muhtaçtır ?

içimde martılara okunacak
yeni şiirlerim var
biraz simit biraz rüzgar
tenden süzülmüş bakışlarım
bulut oyalı nakışlarım
çocuk kahkahaları
deli uçurtmalarda salınan beste
birde küreklerim var
açılmak için enginlere
dudaklarımızda o ilk bilmece
sarılarak yanak yanağa seninle

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

oha mistletoee çok tatlı yaaaa aşıj olsum aafsdagd ya justin

Monna Rosa, siyah güller, ak güller
Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa siyah güller, ak güller!

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
Monna Rosa, bugün bende bir hal var,
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Zeytin ağacının karanlığıdır
Elindeki elma ile başlayan
Bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
Zeytin ağacının karanlığıdır.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur,
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçegini eziyor gibi...
Ellerinden belli olur bir kadın.
Denizin dibinde geziyor gibi,
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Açma pencereni, perdeleri çek:
Monna Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek;
Anla Monna Rosa, ben bir deliyim...
Açma pencereni, perdeleri çek..



Zaman ne de çabuk geçiyor Monna;
Saat on ikidir, söndü lambalar.
Uyu da turnalar gelsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
Zaman ne de çabuk geçiyor Monna

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçenin incirlerine;
Kiminin rengi ak, kimisi sarı.
Ah! beni vursalar bir kuş yerine!
Akşamları gelir incir kuşları...

Ki ben, Monna Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar... Su kenarında
Ki ben Monna Rosa bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım sığmaz öyle her saza,
En güzel şarkıyı bir kurşun soyler...
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak:
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı,
Artik inan bana muhacir kızı.


Altın bilezikler, o korkulu ten,
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne;
Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen,
Bir tüy ki, kapalı geceye, güne
Altın bilezikler o korkulu ten!

Monna Rosa, siyah güller, ak güller
Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa siyah güller, ak güller!

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Elmanın kabuğunu sonuna kadar soyabiliyor musun tek parça halinde ? Bu soruyu çok düşündüm gerçekten :D

dişlerinize iyi bakın.
ağzınızda tek diş kalsın
sizin olsun yani.
iyi bakın lan onlara
3 kere fırçalayın
dişçiye gidin
ama iyi bi dişçiye
benim dişçi
çok boktanmış
sinirimi bozdu.

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Otobüste yaşlılara , hamile ve çocuklu bayanlara yer veriyor musun :D ?

ayale dalmış bir sahte sokak
Ve gerçek olmayan şu piston
İkisi de yalan
Gökten gelen bir melek çıkardı.

İster rüya olsun ister olmasın
Yukardan bakıldı mıydı
Yalan apaçık görülür
Çünkü melekler kamburdur.

Hiç değilse gölgeleri kambur
Odamın duvarı üstünde

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

daha demin aşıj oldum yazmışım lan justin ya aşık oldum sana mistletoe çok tatlı alın daha iyisi

Milyon kere milyon gözlü bir canavardır o.
Tüm fiilleri ve kendi kendi içinde gizlenmiştir o.
Elektrikli yazı makinalarında mırıldanır
Kendine bağlı bir elektrik gücüdür o, kendi telleri
Olduğu zaman
Geniş bir örümcek ağıdır
Ve ben örümcek ağının son milyonuncu sonsuz uzantısı
üstünde bir tasalı kişi
Yitik, ayrık, bir solucan düşünce, bir kendi kendisi
Çin'in milyonlarca iskeletinden biri
Özel yanlışlıklardan biri
Ben allen ginsberg bir ayrık bilinç
Tanrı olmak isteyen ben
Sonsuz Uyum'um en küçük titreşimini duymak isteyen ben
Titreyerek ateşteki uçucu müzik tarafından yokedilmesini bekleyen ben
Tanrı'dan tiksinen ve ona bir ad veren ben
Sonsuzluk yazı makinasından yanlışlar yapan ben
Ben, mahvolmuş ben
Ama evrenin öbür ucundan milyon gözlü adsız bir örümcek
Sonu olmayan bir ağ örüyor kendinden
Canavar olmayan canavar elmalarla, kokularla,
Demir yollarıyla, televizyonlar, kafataslarıyla yaklaşıyor
Bir evren ki kendi kendini yiyor, bir evren ki kendi kendini içiyor.
Kafatasının kanı
Göğsü kıllı tibetli yaratık ve karnının üstündeki Zodyak
Eğlenmesini bilmeyen bu adaklık kurban

Aynadaki yüzüm, ipek saçlar, gözlerimin altında çizgiler halinde
Birikmiş kan, emici, bir kokuşuk, bir kokuşkan uçarılık
Bir hırıltı, bir zırıltı, sonsuzluk içinde bir bilinti ki
Tüm Evrenlerin gözünde bir sürüngen
Varlığımdan kurtulmaya çalışarak, Göz'e girmeyi beceremeden
Kusuyorum, trans halindeyim, gövdem çırpınıyor, miğdem
Buruluyor ağzımdan sular geliyor, burda Cehennem'deyim
Örümcek ağları üstündeki çıplak yaşamsız mumyaların sayısız
Kurumuş kemikleri, Hayaletler, bir Hayaletim ben
Müzikte bağırıyorum durumumu, odaya, yakınımda kim varsa ona,
Bağırıyorum, siz, Tanrı mısınız siz?
Hayır, Tanrı olma mı istersiniz?
Cevap yok mu?
Her zaman bir Cevabın olması mı gerek? Cevap verin,
Sanki benim elimde Evet ya da Hayır demek
Tanrıya şükürler tanrı değilim! Tanrı'ya şükürler Tanrı değilim!
Ama girebilmek için Birlik'in Evet'ini özlüyorum
Dalabilmek için evrenin her köşesine, hangi koşullar altında olursa olsun
Bir Evet, var... bir Evet varım, yaşıyorum... bir evet siz
Varsınız yaşıyorsunuz.... bir Biz
Bir biz
Ve bir Şu olmalı, ve bir Onlar, ve bir Cevapsız Şey
Borulardır o,
Multiple Scelorosis'dir o,
Umudum değildir o
Sonsuzluktaki ölüm değildir
Sözüme dikkat

Bir Hayalet Tuzağı, Sıkkım ya da Tibet'te bir rahibin dokuduğu
renk renk binlerce ipliğin bir birleşik biçimi
Örülmüş, gerilmiş, ruhsal bir tenis raketi
Bakınca, uçucu ışık dalgalarının yayıldığını görüyorum
Milyarlarca yıl gibi teller üstünden akıyor parlak enerji
Tellerin kumaşı tılsımla değiştiriyor renklerini
biri öbürüne Doğru tıpkı, sanki
Hayalet Tuzağı
Evren'in küçük bir örneğiymiş gibi
Bilinç birbirine bağlayan makinanın algılayan parçası
Dışarda, Zaman içinde Gören'e doğru dalgalarını salıyor
Kendi görünümünü küçük bir örnekte sunuyor
bir kez - ama her zaman için


Dikkatlice yenileyerek aşağı doğru sonsuz değişiklerle
Ve bu her parçada aynı her yerde aynı
Gerçek Başlangıç'tan bu yana uzayın derinliklerinde kendi kendini
Çoğaltan bu enerji - ya da görünüm
Bir 'O' ya da bir 'Aum' olabilir
Kendi öz Görünümü'nün modeli üstünde kendi kendini kuşatmış
bu bir tek Sözcük'ün çeşitlemelerini çekerek
En uzak Nebula ve en geniş Astrolojilerin dalgalarında dışa
doğru dönüyor
Yüklü, kendi kendine sadık kalması için, bir Fil derisi üstüne
Çizili Mandala'da
Ya da gülümseyen bir düşsel Fil'in böğründeki resmin fotoğrafında
Fil'in görünüşü her ne kadar yersiz bir şakaysa da-
Bir Ateş Şeytanınca tutulmuş bir İşaret olabilir bu.
ya da bir geçicililik canavarı
Ya da boşluktaki karnımın fotoğrafında
Ya gözümde
Ya da haç çıkaran rahibin gözünde
Ya da kendisine kendi gözünde bakan ve ölen
Ve gerçi bir göz ölse de
Ve gerçi benim gözüm
ölse de
Milyon gözlü canavar, Adsız, Cevapsız, Benden-saklanan,
sonsuz varlık
Kendi kendisini doğuran Yaratık
En küçük bir davranışıyla titreten, bütün gözleri aynı anda ayrı ayrı yerlere
bakan
Tek ve Tek-Olmayan kendi yönünde kıpırdanan
Daha sonrasını bilemem

Ve ben bu canavarın betimlemesini yaptım
Ve bir gün bir başkasını göstereceğim
Bir Cryptozoid duyganlığı bu
Sürünüyor ve dalgalanıyor denizin dibinde
Kenti teslim almaya geliyor
Her bilinci yok ediyor
Evren kadar ince, karışık
Kusturuyor beni
Çünkü göze görünmesini kaçıracağımdan korkuyorum
Nasıl olsa beliriyor
Nasıl olsa beliriyor aynada
Deniz gibi aynadan da yıkanıp geçiyor
Sonsuz dalgalanmalar bu
Aynayı temizleyince çekiliyor ve Bakan'ı boğuyor.
Yeryüzünü boğuyor yeryüzünü boğduğunda da
Kendi kendi içinde boğuluyor
Müzikle dolu bir ceset gibi açıklara doğru yüzüyor
Kafasında bir çocuk gülüşü
Karanlık denizde bir ölüm çığlığı
Kör bir heykelin dudaklarında bir gülümseme
O orda
Benim değil
Kendim için kullanmak isterdim onu
Kahraman olmak için
Ama bu bilince satılık değil o
Her zaman kendi yolunda ilerliyor
Tüm yaratıkları bitirecek
Geleceğin radyosu olacak
Zaman içinde kendi kendini duyacak
Dinlenmek istiyor
Kendi kendisini görmekten, kendi kendisini duymaktan yorgun
Başka bir içim istiyor bir başka kurban
Beni istiyor
Bana akıl veriyor
Bana varoluş nedenini veriyor
Bana sonsuz cevaplar veriyor
Ayrık olmak için bir bilinç ve görmek için bir bilinç
Ya bir olacağım ya da bir Başkası, alın yazım bu,
Hem ikisiyim hem de hiçbir değilim demek
Ben olmasam da kendi kendiyle uğraşabilir o
Cevapsız bir Çift'tir o
Elektrikli yazı makinalarının üstünde vınlıyor o
Parçalı bir sözcük yazıyor
Yazdığı parçalı bir sözcük

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

I run each make is they and ? :D Hızlı okuyun

Saklanır demişler gözlerinden, bakarsan ona.. Baktığın yerleri çorak görürsün demişler, inanmazsan ona..

Ben de hadi ordan demişim, yüzyıllardır bizleri uyuttukları masaldır demişim ona.. inanmak istiyorsan inan ama hepsi yalan..

Ve o çekip gitmiş, kayıp hayallerin peşinden.. Onları dinlemiş çaresizce, bana inanmamış..

Günler aylar geçmiş, umutsuzca bakınmış etrafına, bulamamış ona söylenen gizlenmişleri gizlendikleri yerden..

Bir rahat nefes alamamış gölgesinde, kendini her an inandığına şartlandırsa da..

Kurumuş en sonunda..

Bense, bakıvermişim arkasından kalan sararmış yapraklarına, bir damla göz yaşım yetmemiş tekrar eski günlerindeki yeşile kavuşmasına..

Bitmiş..

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

saçma ama severim - neyi?

Görmek bir kum tanesinde bir dünya,Dünyayı bir kum tanesinde görmek,
Ve bir cennet bir yaban çiçeği'nde,Ve cenneti bir kır çiçeğinde,
Tutmak sonsuzluğu avucunda,Sonsuzluğu avucunda tut,
Ve ebediyeti bir saatin içinde.Ve ebediyeti bir saatte...
Kapatılmış bir kızıl gerdan kafeseKafese kapatılmış bir kızıl gerdan,
Boğar tüm Cennet'i öfkeye.

Kumru ve güvercinlerle dolu bir kumru evi
Titretir Cehennem'in tüm bölgelerini.
Bir köpek, kapısında açlıktan ölen efendisinin,
Haber verir çöküşünü devletin.
Hor kullanılan bir at yol üstünde
Yakarır insan kanı için Cennet'e.
Her feryadı yaban tavşanının, izi sürülen,
Bir elyaf koparır beyinden.
Bir tarla kuşu, kanadından yaralı,
Susturur bir Kerub'un şarkısını.


Kışkırtılmış ve kavgaya hazırlanmış dövüş horozu
Ürkütür yükselen güneşi.
Her kurtun ve aslanın uluyuşu
Ayağa kaldırır Cehennem'den bir insan ruhunu.
Yabani geyik, orada burada gezerken,Orada burada gezerken yabani geyik
Uzak tutar insan ruhunu üzüntüden.Uzak tutar insan ruhundan kederi.
Hor kullanılan kuzu halk kavgalarına yol açar, Hor görülmüş bir kuzu yol açar isyana
Ve yine de kasabın bıçağını bağışlar. Yine de bağılar kasap bıçağını.
Küçük çitkuşu'nu inciten adam
Sevgi görmeyecektir insanlardan.
Kim getirirse öküzü gazaba
Kadınlar sevmeyecektir onu asla. Asla sevilmeyecektir kadınlar tarafından
Sineği öldüren oyunbaz oğlan
Tadacaktır düşmanlığını örümceğin.
İşkence eden kişi mayısböceği'nin perisine
Bir kameriye örer sonsuz gecenin içinde.
Tırtıl, yaprağın üstündeki, Yaprağın üstündeki tırtıl,
Yineler sana annenin dertlerini.
Güve'nin ya da kelebeğin canına kıyma, Güve ya da kelebeğin kıyma canına,
Çünkü kıyamet yaklaşmakta. Çünkü kıyamet yaklaşmakta.
Atını savaş için eğiten kişi, Atını savaş için eğiten
Geçemez asla kutup engelini.
Dilencinin köpeğini ve dul'un kedisini besle,
Sen şişmanlarsın böylece.
Akşamın sona erişiyle uçup giden yarasa
Terketmiştir inanmayan beyni bunu yapmakla. Bunu yapmakla terketmiştir inanmayan beyni
Baykuş gece vakti ziyarete gelen Ziyarete gelen baykuş gece vakti
Dem vurur inançsızın korkusundan. Dem vurur inançsızın korkusundan
Sivrisinek, yaz türküsünü söyleyen, Yaz türküsünü söyleyen sivrisinek
Zehir elde eder iftiracının dilinden. Zehir üretmekte iftiracının dilinden
Zehiri semenderin ve yılanın Zehri, semender ve yılanın
Teridir kıskançlığın ayağının. Teridir, kıskançlık ayağının
Zehiri balarısının Zehri bir bal arısının
Kıskançlığıdır sanatçının. Kıskaçlığı demektir sanatçının.

Bir gerçeği kötü niyetle söylemişsen
Daha kötüdür uydurabileceğin tüm yalanlardan.
Neşenin ve kederin örgüsü çok incedir,
Kutsal ruh için örülmüş bir giysidir;
Her kederin ve özlemin altında
İpekle örülmüş bir neşe yatar aslında.
Ki böyle olması hakçadır;
İnsan neşe ve keder için yaratılmıştır;
Ve bunu gereken şekilde bildiğimizde,
Güvenle ilerleriz dünya'nın içinde.

Bebek daha fazlasıdır kundak bezlerinden;
Her tarafında bu insanlar diyarının
Eller doğdu ve yapıldı araçlar,
Dillerinden her çiftçi anlar.
Her gözün döktüğü gözyaşı
Bir bebeğe dönüşür sonsuzlukta;
Ve yakalanır ışıltılı dişilerce,
Ve döndürülür tekrar kendi zevkine.
Melemeler, böğürmeler, kükremeler ve havlamalar
Cennet'in kumsalını döven dalgalardırlar
Bir bebek sopanın altında ağladığında.

Öcünü yazar ölümün diyarlarına.
Kişi küçük çocuğun inancıyla alay ettiğinde
Alay edilecektir onunla yaşlılıkta ve ölüm'de.
Kuşku duymayı öğreten kişi çocuğa
Çıkamayacaktır çürümüş mezar'dan asla.
Küçük çocuğun inancına saygı duyan kişi
Yenecektir ölümü ve Cehennem'i.
Çocuğun oyuncakları ve sağduyusu yaşlı adamın
Ürünleridir iki mevsim'in.

Soru soran kişi, ki oturuşu pek muzipçedir,
Yanıt vermesini asla bilmeyecektir.
Şüphe taşıyan sözleri yanıtlayan kişi
Söndürür bilginin ışığını.
Cırcırböceği'nin çığlığı ya da bir bilmece
Uygun bir yanıttır bir şüphe'ye.
Karınca'nın inç'i ve kartal'ın mil'i
Gülümsetir topal felsefeyi.

Kişi gördüklerinden şüphe duyuyorsa
Ne yaparsan yap, inanmayacaktır asla.
Eğer güneş ve ay şüpheye düşselerdi
O dakika sönüverirlerdi.
Prens'in kaftanları ve palavraları dilencinin
Zehirli mantarlardır keselerinde cimri'nin.
Dilencinin paçavraları, kanat çırparak havada,
Bölerler gökyüzünü parçalara.

Daha değerlidir yoksulun çeyrek peni'si
Tüm altınlardan Afrika sahillerindeki.
Cimrinin topraklarını alıp satar az bir para,
İşçinin ellerinden zor alındığında;
Ya da, eğer yukarıdan korunuyorsa,
Alıp satar tüm o memleketi.
Kılıç ve tabancayla kuşandığında asker
Yaz güneşine felçli bir halde hücum eder.

Bilinen en güçlü zehir
Sezar'ın defne tacından gelmiştir.
Çarpıtamaz insan ırkını
Zırhın demiri kadar kimse.
Altın ve mücevherler sabanı süslediğinde
Kıskançlık boyun eğecektir barış sanatlarına.
Bir tutkunun içinde olmak sana iyi gelebilir.
Ama tutku senin içindeyse bu hiç iyi değildir.

Bir memleketin kaderini belirler kumarbaz ve fahişe,
Devlet onlara resmi izin verdiğinde.
Orospunun sokaktan sokağa seslenişi
Örecektir yaşlı İngiltere'nin kefenini.
Kazananın haykırışı, bedduası kaybedenin
Danseder cenaze arabasının önünde ölü İngiltere'nin.

Her gece ve her sabah
Doğar bazıları acıya.
Her sabah ve her gece
Doğar bazıları tatlı hazza.
Doğar bazıları tatlı hazza,
Doğar bazıları sonsuz geceye.
Yönlendiriliriz bir yalana inanmaya
Göz'ün içinden görmediğimizde,
Ki bir gece doğmuştur, can vermek için bir gecede,
Ruh uyurken ışık huzmelerinde.

Tanrı belirir ve ışıktır Tanrı
Gecenin içinde barınan o zavallı ruhlara;
Ama bir insan biçimini sergiler
Günün diyarlarında yaşayanlara.

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

sana yapılmasını istemediğin en kötü şaka? (ölüm haberi vs dışında)

bi'sey okurken misal ''girdigi odayi koklayarak bir seylerin ters gittigini anladi'' gibi bir cumle geciyorsa ve bu cumle satira sigmamissa, alt satirdan kisa cizgi ile "-yarak bir seylerin ters gittigini anladi" diye devam ediyorsa benden mutlusu yok lan. cok seviniyorum, sanki baglar bahceler bagislaniyor bana. bana bu mutlulugu yasattigi icin baskida calisan herkese tesekkur ediyorum. <3

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

canım sıkıldı benim anonim istiyorum

nasıl ayrılırlarsa bu dünyadan
sessizce erdemli insanlar
derlerken tüm dostları dört bir yandan
gidiyor galiba, hayır daha var

bırakalım biz de birbirimizi
fırtınalar koparmadan hiç öyle
günah olur göstermek sevgimizi
sevgi tekkesini bilmeyenlere

korkucudur sarsılışı yerin
insanlar anlam vermeye çalışır
ama titreyişleri kürelerin
daha büyükse de zararsız kalır

sevgileri bedeni aşmayanlar
dayanamaz ayrılık acısına
çünkü ansızın ellerinden kaçar
sevmek dedikleri herşey adına

oysa bağlanmış ince bir sevgiyle
kendimizin bile anlamadığı
uslarımız yeter de artar diye
biz bırakırız el, göz ve dudağı

eksilmez hiç birleşmiş ruhlarımız
benim seni böyle koyup gitmemle
tam tersine çoğalır varlığımız
altın dövülüp incelmişcesine

ayrıyız çünkü, ayrıysak da eğer
bir pergelin iki bacağı gibi
sen o bacak ki görünmeden döner
açık açık döndüğünde öteki

ve ayrılmasa da bir an ortadan
eşi olduğunda uzaklaşacak
eğilip uzanır onun ardından
dönüşünü kalkıp karşılayarak

olacaksın hiç sarsılmaz desteğim
giden benim tam sen de öğle işte
yardımınla son bulacak çemberim
ve döneceğim başladığım yere.

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

selenaın mtv ema şeyisi bok gibi kustum ya küfür falan ediyor selena sen rap yapma rap uzak olsun senden cidden

http://a4.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc7/295973_10150343904078171_567128170_8388050_1828036577_n.jpg

"Geri Dönüşüm İşçileri" diyorlar kendilerine. Bir dernekleri var ve 2007'den bu yana Katık isimli dergiyi çıkarıyorlar. Radikal'de yapılmış bir röportajı paylaşmak istedim.

Görünmez adam göründüğünde...


'İki meslek var ki 'Niye yapıyorsun' denmez 'Nasıl düştün' denir. Biri hayat kadınlığı, öteki çöp toplayıcılığı. O kadar görünmeziz ki, sayımız bilinmez' diyor Katık dergisini çıkaran Ali Mendillioğlu. Atık toplayıcılarının dergisi Katık, reklamsız-sponsorsuz 5 bin satıyor.

“...Yorucu bir gün sizler için ama bizim için yeni başlangıç... Şöyle bir bakın sağınıza solunuza, bir çöp konteynırının yanına, bir marketin çıkış kapısına, görüp fark edeceksiniz bizi.”

Bu cümle, sokaklardan çöp toplayıp satan ‘geri dönüşüm işçilerinin’ çıkardığı ‘Katık’ dergisinden bir alıntı. Onların bir dergileri, üstelik bir dernekleri de var. Her şey, kimliklerinin ve vatandaşla, belediyeyle, hayatla sorunlarının daha ‘görünür’ olabilmesi için.

Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı ve Katık Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ali Mendillioğlu, bu yayının dünyadaki tek örnek olduğunu söylüyor. Derneğin Ankara, Diyarbakır ve Adana da şubeleri var. İstanbul’da dabir şube kurmaya çalışıyorlar. Tam 400 aktif üyeleri var.
Derginin bir sponsoru yok. Reklam da almıyorlar ama tirajları 5 bine dayanmış.

Sekizinci sayısına ulaşan ve “Paramız oldukça çıkarıyoruz” dedikleri Katık’ın sloganı da içeriği kadar çarpıcı:
‘Kapitalizmi tarihin çöplüğüne atmayın, beş para etmez!’

Sokakta dayak var

Ali Mendillioğlu’nun verdiği bilgiye göre, atık toplayıcıları lisanslı şirketler ve belediyelere karşı da varlık yokluk savaşı veriyor. Hatta Ankara’da 60 işçi bu saldırılarda yaralanmış:
“Lisanslı şirketler parayı fark edip bir süre önce sektöre dahil oldular. Şirketler, topladığınız ne varsa bize satın diyorlar. Bir miktar kâğıdı 10 liraya başka şirkete satabileceğimiz halde, onlar 4-5 lira veriyorlar. Zorunlu tekelleşmeyi kabul etmeyince ne hikmetse belediyeler devreye giriyor. Sadece Ankara’da 60’a yakın arkadaşımız saldırıya uğradı.”

İddiaya göre, Ankara İskitler’deki dört atık deposu için Altındağ Belediyesi yaklaşık 1.5 yıl önce gönderdiği dört ayrı tebligatla depoların boşaltılmasını istedi. Belediye buraları kum deposu yapmak istiyordu. 21 Ağustos’ta yıkıma geldiler. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin de desteğini alan işçiler, işlemin yasadışı olduğunu savunsa da iş makinaları hafriyatları işçilerin yatakhanelerinin de bulunduğu depolara döktü. Mendillioğlu’na göre bu davranış şu demekti: “Yetkimiz olmasa bile sizi canınızdan bezdirip, buradan süreceğiz.”

Kâğıt işçileri o günden bu yana, depolarına sahip çıkmaya çalışıyor, kavgalarını sürdürüyorlar.
İskitler’de çalışan işçilerden Kazım Çağır, o günleri şöyle anlatıyor: “Bir sabah kalktım ki cadde zabıta ve damperli arabalarla dolu. Kokulu harfiyatı alıp, kapımızın önüne döktüler. Zabıtalara ‘Ben ve çocuklarım kâğıtçılık yaparak geçimimizi sağlıyoruz bu depoda. Hiç olmazsa yattığımız kapının önüne dökmeyin’ dedik. Her yere döktüler. Bir hafta içeri giremedik. Cereyansız sokakta bir hafta yattık. Üstümüzden sıçanlar başı boş gezen köpekler geçti.”
Ali Mendillioğlu dergiyle bütün atık toplayıcılarını kucaklamak istediklerini söylüyor:

“Dünyada iki iş var ki, ‘Niye yapıyorsun’ diye sorulmaz, ‘Neden düştün’ diye sorulur. Bunlar, çöp toplayıcılığı ve hayat kadınlığı. O kadar görünmeziz ki, sayımız hakkında kimsenin bir fikri yok. Onbinlerden bahsedebiliriz bu mesleği yapan, meslek denirse tabii... Anlatacağımız çok şey var. Depolarda paramparça kâğıtların içinde ne şiirler ne hikâyeler bulduk.

Yoksulluğun en sembolik halidir geri dönüşüm işçileri. Her şeyini kaybetmiş, soylu bir ailenin çocuğuna da ekmek çıkar çöpten, halkın tinerci dediği 10-15 yaşında gençlere de. Hatta ek iş olarak yapan evini geçindiremeyen devlet memuruna bile.. Ancak toplayıcıların çoğu eski mahkûm. Hapisten çıktıktan sonra toplumun dışına itilen kişinin ekmeğini çöpten çıkartmaktan başka çaresi kalmıyor. Kazandığımız paralara gelince, günde 15 saat çalışıp 15 lira kazanabildiysen ne mutlu sana..”

‘Bir apartman altında sosyal adaleti kurduk’
Yusuf, genç yaşta atık işçisi olup sokaklara düşenlerden. Ancak ilköğretimi bitirebilmiş. Ankara’da kâğıt toplayıp karnını doyurmaya çalışıyor:

“19 yaşında, Hakkâriliyim. Kâğıt toplarken bazen benim yaşımda gençlere bakıyorum. Onlar temiz, rahat, dünyadan haberleri yok. Ev geçindirme sıkıntıları yok. Keyif sürüyorlar. Düşünüyorum da; ben niye dünyaya gelirken böyle şartlarda gelmedim. Hayatım, onların aksine, zabıtadan kaçıp bu günü nasıl kurtarabilirim, karnımı doyurabilecek miyim acaba diye sormakla geçiyor.”

‘Adanalı Can Baba’ 43 yaşında. Asıl adı Eyüp Can. Hayatı cezaevlerinde geçmiş. Kan davası. 16’sında hapse giriyor. Birkaç senede çıkıyor ama dışarısı bildiği gibi değil. Ailesine öfkesi, başka suçlara yönlendiriyor. Eşi hamileyken, çocuğunu göremeden yine hapislik:

“1996’da çıkıp suça tövbe ettiğimde, çocuklarım benimle aynı masada yemek yemediler. Sokakta görüp yanlarına gittiğimde tanımamazlıktan geldiler. Kaç kez silahı dayadım şakağıma, çekemedim tetiği. Başka işlerde tutunmaya çalıştım, olmadı. Tek çare kaldı; atık işçiliği. Apartman altında, Türkiye’nin arzu ettiği sosyal adaleti kurduk. Ben elime 10 yaşında ‘hırsız’ gelen çocuğa, çöp toplamayı sevmeyi, namuslu paranın çöpten de çıkacağını öğrettim. 300-500 işçimi her gün besledim... Adana’ya geri döndüm. Çocuklarımın biri eczacı olmuş, biri öğretmen. Gurur duyuyorum onlarla. Sokakta görüyorum bazen, gidemiyorum yanlarına. Onlar başka bir hayatta büyümüşler; şimdi fark ediyorum.”

Ve Mehmet... Mehmet, Katık’ın altıncı sayısında hikayesini şöyle anlatmış:

“İsmim Mehmet. Dergi için yazı topladıklarını söylediler. Ben de yazıları toplayan abla gelince, herkesten gizli yazdığım şeyleri utanarak gösterdim.
(...) Abla, “demek sen zaten bir yazarsın” dedi. Kâğıtçıdan yazar olur mu ki, demek istedim ama aslında ben de inanmıyorum ki kâğıtçı olduğuma. Sanki başkası kâğıtları topluyor, bense sürekli hayal ediyorum, kafamda sesler oluyor. Gerçek ben hangisi, bazen ben de karıştırıyorum. (...) Ablaya çöpten çıkan kitapları okuduğumu söylemiştim. O da şaşırmıştı. Bazen okuyorum, sonra dalıp gidiyorum. İçime tuhaf bir duygu gelip yerleşmiş: Sanki ben kâğıt toplamak için doğmamışım. Ama şu dünyanın sırrını da sanki çöplerin içerisinden çıkaracakmışım gibi geliyor.”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=980266&Date=14.02.2010&CategoryID=77

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

sevgiliye askim cicim gibi sozler soylemek illa ki gerekli midir?

İLK ÖNCE

http://www.petinsurancecomparison.org/wp-content/uploads/2010/03/raw-meat-picture.jpg

SONRA

http://topnews.us/images/imagecache/main_image/Well-Cooked-Meat_0.jpg

VE SONRA

http://2.bp.blogspot.com/_DMBm9nbileI/S72y95XPckI/AAAAAAAABG4/IereYslVMIo/s1600/new-art-from-chine.jpg

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

facebook'ta ilişki durumunu 'evli' yapıp, arkadaşlarını çocukları olarak kaydeden çiftlere soruyorum; tam olarak hayattan beklentiniz ne?

bir çiftli ücreti mukabilinde sakso çekenleri çok sevebilirim. mamafih, gün itibariyle ziyadesiyle bedbaht olduğumdan mütevellit, yaratacağım intibaın sunturundan daha engin bir dehşete düşmek kaygısıyla bitap bir haldeyim. lütfen haleti ruhiyemin kıvrımlarında korkunç bir istilaya düşmüş lisan-ı zelzelemi mazur görünüz

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

bir soru ile herhangi birisinin hayatında vazgeçilmez olabilir misin ?

çekmeceyi açtım.
üstten ikinci çekmece...
en keskin bıcağı çıkardım.
metalin soğukluğunu dayadım elmanın gövdesine.
bölündü...
elmanın suyu metali ıslattı.
onu yedim.
bıçağı aldım elime yine.
elma kokuyordu...
kendime saplayasım geldi.
karar veremedim.
elde bıçak...
oracıkda zaman durdu.
yere yığıldım...
meğer!
kararımı vermişim.
bir ılıklık...
bir huzur...

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

genşler, dansla oynamayla aranız nasıl bakayım? kös kös oturanlardan mısınız kenarda yoksa biz biliyoruz da mı oynuyoruzculardan mı?

http://k003.kiwi6.com/hotlink/b7n35b0951/07_a_historic_love.mp3


Bir kavim, dili uzun;
sessiz harfleri çoğunlukta..
Kibirdir dilleri uzatan;
sabrı, insanlığı boydan yana kısırlaştıran..
Yere yakın insanlar ister hep fazlasını.
Huzur yetmez çünkü ona,
hele de yere bu kadar yakınken..

Dil anlaşmaktan çok dedikoduya,
küfre yönelir; sonra alışır kötüye.
Tanrıya yakın olmak ister insan,
yere yakın olmak kırar onurunu,
yetmez ona, doymaz çünkü..
taş üstüne taş koyar, kule üstüne kule diker
Babil’in efsane şehrine..

Tüm dünyada duyulur ünü bu kulenin..
Ne de olsa tanrıya yaklaşacak basamaklardır
inşa edilen...
En üst noktasında bir kurban verilecek,
bolluk dileyecek Babil halkı..
Zamanla kule yükselmeye,
tanrıya yaklaşılmaya başlanır..
Her katında yerini alır insanoğlu..
Doludur her katı tıka basa insanla..
Nihayet gelindiğinde yedinci kata,
nefesler tutulur, dualar deler gökyüzünü..
Tanrının elleri, gözleridir görülen..
İnsana doğru uzanan elleri tutulacak gibidir..
Kalplere üfleyecek, uzayacak insan ömrü..

Oysa tanrı bir vuruşta elinin tersiyle
devirir cüssesine yaklaşan kuleyi..
Yer yarılır, sular kaynar gökyüzüne doğru..
Savurur her bir insanı dünyanın dört bir köşesine..
ve der ki insana:
Bir daha biraraya gelemeyecek,
aynı dili konuşamayacaksınız..
Birbirinizi, aslınızı unutacak,
kıyamete kadar savaşacaksınız..
Kibriniz sizin en büyük cezanız olacak..
ve kibir sizi ayrı tutacak..
Şimdi bütün kavimlerin dili uzun,
sessiz harfleri çoğunlukta..
Ve nereden geldiğini unutan insan,
yok olana dek savaşacak
tanrıyı haklı çıkarırcasına..
http://www.youtube.com/watch?v=UpQho_e553Q

Play

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Öz anne - babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanlar hakkında ne düşünüyorsunuz ?

varlığının hala burada oyalanıyor(takılıp kalıyor) Ve beni yalnız bırakmayacak Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor. Bu acı fazla gerçek Zamanın silemediği çok fazla şey var Ağladığında, tüm gözyaşlarını silerdim


Çığlık attığında, tüm korkularınla savaşırdım Tüm bu yıllar boyunca elini tuttum. Fakat hala bana tamamen sahipsin ] Sen beni parlayan ışığınla büyülerdin Şimdi geride bıraktığın hayat tarafından bağlandım Yüzün, benim bir zamanlar tatlı olan rüyalarımı ziyaret ediyor

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

kardeşim noluyo çok duygulandırdın hepimizi

Cumartesi sabahı X saat onda telefonun sesiyle uyandı.
“Merhaba canım”
Arayan Y’di. İki haftadır birbirleriyle konuşmamışlardı ne de birbirlerini görmüşlerdi. Y’nin sesini duyduğu an kafasında onlarca düşünce birbirini kovalamaya başladı. Pişmanlık, özlem, nefret… Birbiri içine geçmiş onca duygu…
“X orda mısın?...”
İkinci bir irkilmeyle ağzında cılız bir “Evet…” çıktı. X “Nasılsın?” dedi, Y soruya cevap bile vermeden:
“Ne olur tüm olanları unutalım, seni çok özledim…”
“Ben de seni bunun için aramıştım, sana bir süprizim var. Evin anahtarı sende var hala, değil mi?”
“Süpriz mi?!.. Evet var.”
“Sorma şimdi. Bu akşam bana gel ama eve ne zaman geleceğim belli değil. Bekle beni tamam mı?...”
“Tamam… Tabi ki… Seni seviyorum”
“Nasılsın? Demiştim ama…”
“Çok iyiyim, hem de çok…”
“Görüşürüz öyleyse…”
“Görüşürüz sevgilim…”
X telefonu kapattığında önce rüya sandı, ardından gerçek olduğunu anladığında sanki kanatları çıkacakmış gibi mutlu hissetti kendini. Akşamdan kalmanın o miskin hali de bir anda yok olmuştu. ‘Ne salağım!. Ona nasılsın bile demedim…’ diye geçirdi aklından. ‘Seni seviyorum’ demenin ne gereği vardı.?! Sevgilim demişti üstelik, alışkanlıktan belki…

Evde duramayacağını anlayıp kendini sokağa attığında saat on iki olmuştu. İki saatin çoğunu aynanın karşısında geçirmişti. ‘Bugün çok güzel olmalıyım’ diyordu içinden sürekli. İlk işi kahve içeceği bir yer bulmak oldu, ardından bir şeyler atıştırdı. Yeni kıyafetler almalıydı, yeni iç çamaşırları... Belki yeni bir parfüm… Yok ama onu kendi, Y’nin bildiği kokusuyla karşılamalıydı…

Saat yediye yakın Y’nin evine geldiğinde birden yabancı bir yere gelmiş gibi hissetti. Kalbi sanki göğsünden fırlamaya zorluyormuş gibi hızlı atıyordu. Çantasını karıştırıp anahtarı buldu ama kapıyı açmak yerine çalmanın daha doğru olacağını düşündü. Üç kere, uzun uzun zili çalıp da kapıyı açan olamayınca içeriye girdi.
Y’yi kendisinin karşılayacak olması biraz daha sakinleştirmişti düşüncelerini. Evden ağır bir izmarit kokusu yayılıyordu. Salonda şarap, bira şişeleri, pizza kutuları birbiri üzerine yığılmıştı. “Ben olmasam ne yapar acaba bu adam?...” dedi “Önce ortalığı toplamalı…”
Mutfağa girdiğinde lavabonun üzerinde biriken bulaşık yığının yanında yerdeki cam kırıkları gözüne ilişti. Unutmaya çalıştığı her şey tüm gerçekliğinle gözünün önünde tekrar canlanmıştı. Y elinde şarap şişesiyle mutfağın kapısında dikiliyor, “Demek başka bir adamla yattın ha seni orospu!” diye bağırıyordu. X; “Açıklayabilirim… Seninle kavga etmiştik… Sarhoştum…” gibi cümlelerle kendini savunmaya çalışırken, Y’nin ayaklarının dibine fırlattığı şarap şişesiyle sarsılmıştı… “Siktir git!” demişti ardından Y “Bir daha seni görmek istemiyorum!…”
İki haftadan beri temizlenmeyen mutfak zemini, cam kırıkları ve kırmızı şarap lekesiyle suç mahallini andırıyordu. “Aşkımızı burada mı katlettik?...” dedi X “Acaba her şey eski haline dönebilir mi?..”

Saat dokuzu biraz geçe tüm evi elinden geldiğince hızlı temizlemişti. ‘O kadar da hazırlanmıştım ne hale geldim temizlik yaparken…” diye geçirdi içinden. Telefonuna baktığında Y’den gelen mesaj biraz daha gecikeceğini, özür dilediğini belirtiyordu. Hiç olmasa banyo yapıp hazırlanmak için zamanı vardı.

Y kapıyı açıp içeri girdiğinde saat yarımı beş dakika geçiyordu. X tüm günün alışveriş, trafik ve temizliğinde yorgun düşmüş, banyodan çıkar çıkmaz koltukta uyuya kalmıştı. Kapının tıkırtısına uyandığında yüzünden vücuduna yayılan kırmızılık içinde kaldı. ‘Kahretsin saçımı bile taramadım!. Bir de güzel olacaktım!...’ diye içinden kendine dert yanmaya başladı. Yine de tüm sevecenliğini takınarak koltuktan kalkarken “Sevgilim sen mi geldin?...” diye seslendi. İçinden gelerek söylediği, düşünmeden çıkan ‘Sevgilim’ sözcüğü kırmızılığının tonunu arttırırken Y’nin “Biz geldik…” cevabı duyuldu.
“Siz mi?!..”
Kapıya koştuğunda; halinden alkollü olduğu belli olan Y’yi yanında kırmızı elbise giymiş, balık etli bir kadınla gördü. “Bu da kim?!..”
“Bu gece yatacağım kadın!. İşte sana süprizim.!”
Bir anda allak bullak olan düşüncelerini toplamaya çalışan X;
“Ben sanmıştım ki…”
“Ne sanmıştın?!... Seni affedeceğimi mi?!... Tekrar sevgili olacağımızı mı?..”
“Evet… ama ben bunu hak edecek ne yaptım?!..”
Y, yanında ayakta durmakta güçlük çeken kırmızılı kadını göstererek;
“Peki ben bunu hak edecek ne yaptım?!..” dedi.
Kadından, anlamsız bakışlarla, belli belirsiz ‘Hı?...’ sesi duyuldu;
“Lavabo ne taraftaydı?...”

X’in kendini yabancı bir evin, yabancı merdivenlerinde otururken bulduğunda saat; biri yirmi dört geçiyordu. Biri yirmi dört geçe Y; ‘Sevişmeyecek miyiz?...’ diyen kırmızılı kadına ‘Sevginin en büyük düşmanı nefrettir...’ diyordu ‘Suç ortağımsın, bu gece cinayet işledik…’

(Bazen hikayeler sonuçsuz kalıyor. Eski ama hala sızlayan bir yara gibi. Yada sonunu tahmin edebileceğin, bitmesine on dakika kalmışken nasıl olsa’larla başlayan cümleler kurup, sinemayı terk ettiğin bir film gibi. Evet haklısın; izlemediğin son senin yazdığındır . Hadi döndür o kafanın içindeki makarayı ve film bitsin!…)

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Hadi bakalım :D Yaşasın Foklar :D :D

İlahi güven içinde;

Hiçbişeyi kötü görmediler ki onlar.

Şımarıklık, güneş gibi doğdu içlerinde.

İlahi zarar böylece,

Benliklerine yapışınca,

Takva'yı öğrenirler.

Açlıklarını hissettiklerinde,

Zekat'ı anlarlar.

Tanrılar ölümsüzdür,

Ölümü tattıklarında.

Haddimi aşmış olmayayım ama,

Ölüm; Tatlı mı,

Acı mı gelir onlara ?

Ne oluyor onlara ki acaba;

Allah'a Kul olmuyorlar.

http://jonasclean.blogspot.com/

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Bir subay şehit oldu diye menemeni yakın diyen Mustafa Kemal'i özledik! Diyorsan, Ask this question to your followers yap.

Dün haberleri dinliyordum RTE şehit ailelerinden birinin evini ziyarete gitmiş ne düşünceli bir başbakanımız var aman yarabbim (!)duygulandım bu haberi görünce. Tam ağlamak üzereydim ki(!) gel görelim pek sayın başbakanımız yanına bir de korumalarını almış. İnsan şunu düşünüyor; hangi ülkenin başbakanı kendi ülkesi için şehit olmuş bir askerin ailesini ziyarete korumalarıyla birlikte gider, yanında niye korumalarını bulundurur. O aile evlat acısıyla yanıp tutuşurken sana süikast mı yapacak bu korkaklık ,acizlik ,zavallılık değilde nedir!!

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

anonim yokmu anonim :/

Kadının ince ve uzun parmakları vardı.
Şehrin ve insanların dışına gidiyordu.

... ateş vurunca saçlarına
zaman durudu, gözlerini saklar kuytulara,
alır başını giderdi...

sevişmeye, atlıkarıncalara, hüzünlere
giderdi.
İşte bundan, bu yüzden,
çiy düşerdi ovalara, kaygan.
Ateş tamamlardı kendini, tarih biterdi.
... kıyamet.

Kadını dalga sesinden dokumuşlardı
ay ışıklı ve kumsallı.
Kırılıyordu.

... sesi ağzından uzak bir yerdeydi.

Kadının ince ve uzun dokunuşları vardı.
ay ışıklı ve kumsalında anonimle sevişti..

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

biri youtube dan bişey etmış sildim yanlışlıkla atsın yine :S

http://www.dailymotion.com/video/x8nxg7_wasting-love_music

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

mistletoe çok şirin bir klip çok şirin justin çok işirin bir kız çok şirin anlar bir kızın geçirebileceği en iyi noel bu herhalde

Ayna kırıldı..Bütün sırlar-ı döküldü yere...Yine de bir inci tanesi gibiydi benim için her biri...Çünkü gördüğüm, dökülen her sır,sorularıma cevap oluyordu.Ne kadar parçalansa,acıklı görünse de bana kuvvet oluyordu.Gidip gidip bir türlü çıkamadığım karanlığımda önüme ışık oluyordu.Yolumun nereye varacağı belli olmasa da yine,içinde bulunduğum karanlıktan daha aydınlık olacağı kesindi.Dökülen her kara sır,içimdeki zincirlerimi kesiyordu.Evet kesikler ince bir sızı,hatıralarımı kanatan gümüş kabzalı bir hançer olsa da,bu ölüm dirilişime çıkıyor, farkında kılıyordu.Çılgın hallerim sükun ve uyuşukluk bulmuştu.Ve fakat duru bir suya yazmanın saatiydi zaman...
Demek ki insan göründüğünden çok farklı da bir yüz taşıyabiliyor aynı zamanda..Örneğin, manevi duygulardan çokça bahseden,hayatının çizgisini çekmiş bir insan,başka bir yerde bambaşka birkişi olabiliyor...Bu ikiyüzlülüğü kanıksamak ne kadar yanlış olacaksa,şaşırmak da bir o kadar yanlış olucak.
Ve fakat bazı kişiler, bazı önyargıları şiddetle yaşatmaya layık ve yürüyen sebepleri oluyorlar...Gördüğüm yine buydu...Son derece kutsal şeylerden,güzel hallerinden bahseden biri,akıl almaz çılgınlıklar,çirkinlikler yapabilirmiş..Bu, dem vurduğu güzel şeylerin kusuru değil,ondan bahsedenin kusurlu olma halidir..Asıl bozulmaz,taklitler de asla asıl olamaz...
Sonuç:Duru bir suya yazıyorum.Yazılan yer temiz,yazdığım tertemiz...Sonu gelecek olanı sevmek,huzurun ve gayenin ta kendisi değildir..Gaye sonsuz güzelliği sevmek olsaydı,huzur kendimizi içine attığımız tek gerçeklik olurdu.Büyük patlamanın tek bir çıkış noktası vardı.Onun sahibi,Aşk- ın ta kendisi...Aşırılıkta,ve eksiklikte olmayarak,geldiğimize döneceğimiz bilinci...Sevginin esası da,ibareti de buydu...

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

ne çok ergen var değil mi ?

şimdi mızmızlanma bee diyenler olcak bana . evet disimdem ameliyat oldum ama niye ? tamamen dikkat çekmek
için . ay ne bileyim sonucunun bu kadar zor olcagini amk .
neymis alkol sigara yasak sen haplarini ic miş. şimdi kafamda bi ampul yandi hemen . hehehe
hap var hap var şimdi . oyle hap icerimki :(((
bunu sen istedin daktir

bunu sen istedin proto :(((

bye.

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Hayatını yazsan roman olur mu ?

Bir kap suda göründüğü kadarıydı her şey

http://favim.com/orig/201104/01/Favim.com-11797.jpg

Yüzünün tüm kıvrımları görünse de
İfaden net değildi

Karanlığın gölgesine sığınmış
Umutlarımız vardı

http://guzel-sozler.liderchat.net/wp-content/upload/arsafa_mutlulukbl6.jpg

Ellerin titredikçe
Yani sen korktukça
Yerlere aktı sular

http://img03.blogcu.com/images/z/e/l/zelihabekoglu/269024a9bdcf5b344a2620c48bef9b14_1308061407.jpg

Aslında her damla
Bizim hayatımızın yaşlanmasıydı
Eskiyip bitmesi, azalmasıydı

http://sinestezi.files.wordpress.com/2010/03/salincak.jpg

Sen her korktuğunda
Biz biraz daha azaldık..

Şimdi kabı ters çevirsen
Tek bir damla bulamazsın..

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

'' Seni çok özledim '' cümlesinde ki salağı bulunuz ..

günün gazetesi birgün! zahid'i kurtarmak! :

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Şu ne çok ergen var diyenler siz hiç ergen olmadınız mı böylemi doğdunuz? :D Diyenler için dedim :D Haksızmıyım :D

menteşeleri gıcırdayan kapının
paslı çivileri gevşeyen basamakların
doğan günle bir ilişkisi yoktu

hiçbir ilişkisi yoktu
postalımda kuruyup dökülen çamurun
ayağımı sertçe birkaç kez vurduğum yerle

ben!
diye bağırdım
ben!

var olmanın
aydınlık sevinciyle

yüzüme vuran soğuğun
kendinden geçmiş
göçmen kuşların
bakışlarımın gömüldüğü ormanın
ötesinde bir yerde

bekle
dedim

bekle

ve dayanamayıp

ben!
diye bağırdım
ben!

birkaç kez ayağımı sertçe vurdum yere

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Gabar dağına isim verme hakkı verildi ne isim verirdin?

Buyuk sehirler kurmadan once kimler nerede kurmus bakmak istedim. Baktim buralar en fazla bir arpa boyu. Ortalik senlik ve buyuk alanlar basitlik. Baktim altlari bos. Kimin dedim bu bosluk. Buralarda hep iki kisiyi tanidim fazlasi siralara girip alanlari kaplamali. Ucuncusu dogup olmez. Dorduncusu sayilmaz. Karsima arada bir Turk koyleri cikar. Halbuki Turkiyeyi verimli kildim. Verimli kilani da kildim. Bazen eserim eski gunlerin hatrina ustlerinde. Yagmam kendileri yagsin diye. Yazmak ve resim kolay. Aralarina karisabilecek misin araclardan inip. Fikirler heryerde karsilik bulur. Cogu fikir esir alir. Bu hayat icin iyidir de. Hayatin ozgurlugu icin Xanthos intahar etti. Sen de ettin. Nehir denize akti. Yerden otlar cikti gokten gokler ve cisimleri. Ve ayniydilar zamanda. Gozlerimizle gorduk. Odaklanamiyorlardi merkezlendi ikisi birbirine ben sana bakarim. Fakat beyin dizi arar timeline needs to be set. Bu yuzden baliklar zor dogar. Dolasir bos bos sahibinin bulmasini arar. Sahibim de. Kartallar yumurtalari agaclarin tepesine birakir. Eski aslanlara sozdur bu. Kemiklerinden gelebilecek misin dag. Daglardan uyanabilecek misin

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Kıro tipli herkese laf atan mahalle kızları hakkında düşünceleriniz?

bazı durumlarda oyun oynamayı sexten daha fazla seviyorum...
çünkü;
*oyunun yeni etapları var ama sexin yok,
*oyuncuyu sen kontrol ediyosun ama sexte her zaman öyle değil (kontrolün bende olması her alanda yatkın olduğum seçenektir),
*oyunda sen iyiysen sonuç da iyi olur ama sexte öyle değil
* (en önemlisi) oyun bitiyo veya yeni versiyonu çıkıyo ve yenisini alıyosun ve terk edildiği için gücenmiyo...

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Rapsodi İstanbul ?

Bir sarki uzakliktayim. Sesi acalim. Dagilsin

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Dandanakan savaşı ile paylaştığım o face espirisi yüzünden ö.dilerim amacım tarihimi kötülemek değildi!!!!

Yalanlarınızın eline bakarken gözlerim, dürüstlüğünüzü bana gösterdiniz. Size inandım. Size hep, inanırdım! Dürüsttünüz. Ve acımasız! Öldürmeyi canıma ödül sayıp, beni kendi hatalarımla vurdunuz. Serseriliğimi, sessizliğinize dinleyici yaptınız. Sustunuz! Günlerce... Konuşmadınız! Aylarca... Daha yanacak yanımın kalmadığını anladığınız da, çıkıp geldiniz. İçimin içine... Asıl yerinize, asilce oturdunuz. Gitmeleri silmiştiniz. Size inandım. Size, hep inanırdım!

"Aynı suda ikinci kez yıkanmak imkânsız değil, boğulmakmış!"

Gördüğüm yüzünüze, suların durgunluğunda bakmışım meğer. İlk gel-git'te gideceğinizi bildiğim halde. Kandım gelmenize. Kopardığım ilk fırtınada gittiniz, gelen dalganın gitmesini beklemeden gittiniz! Her şeyinizi alıp da gittiniz. Hiç gelmemiş gibi, gittiniz!

"Bilmediniz"

Şüpheleriniz, beynimi kemirirken "senaryo yazıyorsun" dediniz. Şüpheleriniz, içimi çürütürken "zaman" dediniz. Şüpheleriniz, artık belimi bükerken, yüzüme kapılar çarptınız! Beni, kendi gözümden düşürdünüz. Acı çekiyordum. Ne acı ki, acı çektiğimi canınızı yaktığımda anladınız. Ve daha acı ki, sizin canınız yanınca, benim canım daha çok yandı!

Ben kelime kelime kim'lere ulaşırken, "neden" yoktu Lügatinizde. Sormadınız! Nasıl'ın açıklaması, gereksiz bir tartışmanın açılışıydı sizin için. Çelişkisiz karakterinizle, içinizin rahatladığı son'a vardık. Sonuç: Dudaklarınız arasından çıkan sonsuz suskunluk...

"Şimdi"

Bu hiddet benim! Kimse sahiplenmesin! Bütün suçlar "yine" benim! Kimse, nezaketini araya verip, suçtan pay çıkarmasın kendine! Nesnelerinizin, kelimelerinizin, zamanınızın, sevginizin ziyanlığına yanmayın! Hasarı tespit edin yeter! Bedelini, fazlasına canımı ekleyip ödeyeceğim! Sıyrılıp çekilirken aranızdan, "üstüm kalsın" diyebileceğim! Meğer siz, nasıl da yetermişsiniz size! Bilemedim... Sağ olun, sizi sevmeme izin verdiğiniz için ve beni sevdiğiniz için... Üstü(m) kalsın!

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

offf offf haftanın 7 gunude 7de kalkmak kadar iğrenç bir şey yok yaa :( sızde benım gıbı 7 gunde erken kalkanlardan mısınız ?

Gitmek cesaret ister ufaklık
Gidecegin yer neresi olursa olsun
Sevdiklerinle arana mesefe girince
Varış yerinin hiç bir anlamı kalmaz.
Vedalaşmakta zor iştir biliyo musun ?
Oturursun geminin kıçına.
Bakarsın sevdiklerine gittikçe ufalırlar ufalırlar kaybolurlar
O zaman anlarsın işte
Vedalaşmak asıl kalana değil gidene koyar.
100 defa söyledim sana hüzünlü değilim, mizacım böyle.
Bak şarabımla beraberim.
Çocukluğumdan beri hayaller kuruyorum
Şarabımdan Ayrılmadan hemde.
Ben şarabımdan Ayrılmıyorum.
O da bana bunca gidene rağmen hala hayal kurdurtmaya devam ediyor.
Ne olmuş yani büyük adam olamadıksa?
Hayallerimizi satmadık ya ?..

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Babam bana çirkin bety dediii :(

neden bıtmıyor bu acı. neden bana kaldı tum zehri bu askın. sımdı gulen yuzunu bır kac fotograftan görüp, ben bunu hak etmedım demek mı bana artan. yaslayıp soguk bır duvara sırtımı, içim titreyerek ah cekmek ve kulak vermek yalnızlıga yenıden, yenıden. eskıyen yenıdenlerımın törpüsü olmuş bir gözyası, ruhumu tırmalayan keşkeler.
öyle özledim ki kokunu sevgılı, öyle muhtacım ki ellerinden bır suya, bedenımı cıgneyıp gecen nazlı bakısına öyle mahkumum ki, tüm aşklar vücüt bulsa dunyada, tum sevgıler yeserse yenıden ılkbahar ciceklerı gıbı, bir hiç kalır yanında... hiçbir manaya denk düşmez bir tek gülüşüne hasretım.
anlayamayacaksın bunu sen.
anlamadın sende buldugum şeyı, anlatamadım kelımelerle.
kahrolsun bu edebıyat, yazmak gelmedı bıle aklıma...aklımı kavrayan senden baska tat gelmedı dilime. senı koydum en onde sebep dıye dinime imanıma.

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Kankalar bi kız istemiyor beni napayım sizce :D

bunda şaşılacak şey yok aslında, benzer bir periyotta yaşandı büyün hayat. beş-altı sene yatıp birkaç ay çalışmakla gerçekleşti bütün kariyerim, çoktandır hiçbirşey yapmıyordum yine, sıkılmıştım artık.
eskiden travmatik bir süreç olarak yaşanırdı bu aşırı sıkılmış olarak harekete geçişlerim, kısa süreli yoğun konsantrasyonla çalışmaya girişirdim,
yaşım başım var artık bayağı, sakinlikle işbaşı yapabilirim heralde.
beşinci üç günün sonu bugün, yedinci üç günü devirince fizyolojik bağımlılık sona ermiş olacak sigara konusunda, en zor zamanlar geride kaldı, fazla konu olmayacaktır bundan sonra. hayat bir ödül gibiydi zaten son senelerde, bir kat daha ödüllendirebilirim bundan sonra kendimi.
etraftan duyduğum üzüntüleri, yükselen iniltileri umursamıyorum artık pek, eskiden de bir politika malzemesi olmaktan öte değildi aslında, acımı çekiyorum borcumu ödüyorum gibi bir duyarlılık gösterişim olurdu. anlamaya çalışmak yeterli olmalıydı, anlamaya başlamaktan başka çıkar yol yoktu, yol yoktu.
yaşadıkça özgürleşiyor insan,, dünyadan, kendinden,, yaşadıkça öğreniyor, ustalaşıyor, öğrenmenin de ustası oluyor yaşadıkça.
pek çok şey olmuş bitmişse artık olacaklara daha rahat göğüs geriliyor.
bu hafta pek çok yenilik başlıyor hayatımda, hava saham değişti artık bu kocaman bir yenilik mesela, tavsiye ederim, uzun bir aradan sonra mesleki anlamda birşeyler öğreneceğim haftasonu başlayacak kursla, acaciaya teşekkürler bunun için, ismek linkini paylaşmasıyla gerçekleşmiş oldu. son birkaç dersim kalmıştı okulda, üşeniyordum diploma almaya, yine almam da birkaç ders daha vereyim dedim, gittim dilekçe verdim, en azından atılmamış olurum, siz atmadınız ben kendim istifa ettim derim :)
eve soba kuruyorum bir de, bu kış bir ısınma sistemim olacak -evet bu bir yenilik- zira kış geldiğinde üşürdüm ben normalde :)
ne oldu, ne yaptım, şimdi ne yapsam hesabını bırakacağımı umuyorum yakında,
eski şirkette bir arkadaşım vardı, birgün bir kutlama toplantısında bu işe başlamakla hayatımda birşey değişti demişti, "why" sorusunun yerini "why not" aldı, gerizekalıydı biraz böyle ingilizce konuşurdu arada, kaltak! kavgalı ayrılmıştık bak hatırlayınca sinirlendim gene, neyse..
birgün aklımdaki pek çok hesabın kapanmış olacağına şüphe duymuyordum elbet ama o zamanlar ne zamanlardır geçip gitmeden bilinmez hiç, bu kadar yanılmış biri olarak söylememem gerek belki ama olmadı silerim nolucak di mi mına koduklarım ,yeni bir devir başlıyor hayatımda bugünlerde. belki diyorum iyileşince yakında birgün ihtimal sizden birkaçını da sevmeyi becerebilirim. olursa kurban kessem yeridir, hep birlikte çeviririz baharda, az bi iyi niyetim var aslında.
neyse..

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

canım sıkıldı. konusak mı gencler :|

duygu, tuğçe veya elif olan kızları sevmiyorum lan. Böyle enteresan bi önyargıyla yaklaşıyorum bu insanlara. Ben de bilemedim. He bi de yakınlarımda öyle sevdiğim bu isimde insanlar da yok. Olmasın da.

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Parasıyla dövermiş bizi ! :O

bugün yalnızım ben.
ne bir sevgilim ne de arkadaşım
dünyada en çok seven annem bile yok yanımda
yalnızım ben bugün
aynı doğarken gibi
veya ölürken olacağım gibi yalnız.
ben varım sadece tek ben,
ve hep ben olacağım.
ne huzurlu bir cümle oldu bu.
ben...
hep ben...
tabii ki tanrıdan sonra.
ben.

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?

''Ben deli miydim?
Belki..

Belki de hayat deli.

Delilik ne parçalanmak, ne de karanlık bir sır saklamak..
O, genişletilmiş sen veya ben!

Eğer yalan söyleyip bundan hoşlandıysan...
Eğer sonsuza dek çocuk kalmayı dilediysen.......''


Farkı hissediyorsun ama bir şey yapamıyorsun,
yoksa 'bir şey' yapmak için bayatlamış bir cesaret mi buldun kafanın içindeki yarı yırtılmış cepten;
Delisin!

Köprüleri yıkıp yerlerine sandallar yapmayı planlıyorsun öyleyse;
Delisin!

Kusuyorsun önce, sonra da sadece konuşmasına tahammül edemediğin birini, yıkmayı planladığın köprülerden birine saatli bombanla birlikte bağlamayı da hayal ediyorsun;
Delisin!

İntihar etmeyi düşünmemenin delilik olduğunu düşünüyorsun; Delisin!
Ölümden ölümüne korkuyorsun; Delisin!
Deli olduğunu haykırıyorsun; Delisin!

Onların...
Onlar...
Onları...
Onlarsız...
Onları...
Onlara...
Onlara...
Onlara...
Onları...
Onlarla...
Onların...
Onların...
Onları...
Onları...
Onlara...
Onların...

Doğduğunda...

..Delirdiğini düşünüyorsan Delisin!
..Delirdiğini düşünüyor ama sen aksini iddia ediyorsan Delisin!
..Konuştukça Delisin!
..Sustukça Delisin!
..Düşündükçe Delisin!
..Bağımlılığın oldukça Delisin!
..Saplantın varsa Delisin!
..Ait hissetmiyorsan Delisin!
..Okuyorsan Delisin!
..Okumadıysan Delisin!
..Gördüklerinden fazlasını görüyorsan Delisin!
..Gördüklerini göremiyorsan Delisin!
..Görüyor ama anlamıyorsan Delisin!
..Anlamayı red ediyorsan Delisin!
..İnanıyorsan Delisin!
..İnandıklarına inanmıyorsan Delisin!

..Deliysen Delisin!!!

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

arkadaşlar bu şarkıya uyanın, ya da işinize başlayın, öperim her yerinizdeen: http://www.youtube.com/watch?v=gXcBzCyiFpA

dicle kadar kurudum
ne sustum ne konuştum
çöplükte bir gül gibi

böyledir savruluşlar

ben yaktım yangınımı
ben inledim, ben izledim
ölüm, seni gözledim

ömrümde çırpınışlar

şimdi kim anlar beni
soğuk hayat, soğuk duvar
sıcak birşey özledim

kalmadı başlangıçlar
kalmadı başlangıçlar…
http://www.youtube.com/watch?v=gXcBzCyiFpA

Play

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

bunada bakalım

http://connected2.me/cherrys

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

yemekteyiz kaldırılsın.. İçmekteyiz başlasın.. her akşam İçelim show tv ismarlasın...iyi olur aslında..

yemekteyiz kaldırılsın.. İçmekteyiz başlasın.. her akşam İçelim show tv ismarlasın...iyi olur aslında..

Answer here

Gününüz Nasıl Geçiyor ? o.O

"Şişede durduğu gibi durmaz ki kafir tutar insana yaşamayı sevdirir."


saki, sun şarabı,
aşkla haldaş, şarapla soluktaş olayım
değsin dudağıma arzulu bir kadeh
Dionisos'un kanıyla kardeş olayım
ödeyeyim günahlarımın kefaretini
arınayım, ak pak olayım

dök şarabı
Cemşid'in kadehi, Hayyam'ın ibadeti
gecenin deminde,
sadık bir kadının şişelenmiş hali
kırmızı bir yudum haz olayım

saki,
boşalt bu gece hanı
ben içeyim,
tüm şahlar, mat olsun
ben içeyim,
handa bir tek ney ve rübap sesi duyulsun.
adını anayım can'ın
ben anayım, titresin camdaki şarap
o titresin, şerefsiz bir güruh sarsın bu canan'ı


dayadım önünde kadifeden kese ağzımı
akıt içeri en kaliteli şarabını
rahmimde büyüyen tek oğul,
salladığım tek beşik olsun, şu içtiğim bade
sütüme karışsın zehrin,
panzehir olsun o akıttığın mey içime


saki, eee hadi
yeter artık kitle mahzeni
pergel oldum tanrı Dionisos'un elinde
döner dururum kızıl bir dişinin peşinde
bak gözlerime, sarhoşum işte,
şarapla, şiirle, meyle sevişelim kız..

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

abaza arkadaşların var mı ?

Bebek bekleyen bir çifte soraralar 'isim düsündünüz mü?' Kadın artist bir sekilde 'Erkek olursa Recep Tayyip,kız olursa Emine.'Arkadan yaslı bir amca seslenir,'Adam olursa da MUSTAFA KEMAL koyun.
http://www.youtube.com/watch?v=sSKgeBKJkAw

Play

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ

http://asanusta.tumblr.com/asanusta http://www.youtube.com/watch?v=MTknn8jhJFQ

http://asanusta.tumblr.com/asanustahttp://www.youtube.com/watch?v=MTknn8jhJFQ

Answer here

piç güveysinden hallice ve erkek dedikodusu diye iki kitabının okudum o serinin mikemmel okuyunn

ibne basın bunu da yazın
blogspot.com uzantılı tüm sitelere erişilemediğini hepiniz biliyorsunuzdur. bilmiyorsanız zaten girmiyorsunuzdur, girip de bilmiyorsanız kusura bakmayın ama siz de malmışsınız. evvela digitürk'te bu işe vesile olan şahısların anasını avradını sikeyim. tek dileğim yarın öbür gün digitürk'ten yayın yapan herhangi bir kanal yüzünden komple digitürk'ün kapatılması. o zaman "vay amına koyayım biz nerede yanlış yaptık acep?" diye düşünmeleri. ama bence düşünmeyeceklerdir, düşünseler böyle bir olaya kalkışmazlardı zaar. kimse çıkıp da "ama digitürk'te haklı, o kadar para, o kadar ihbar" bıdı bıdısıyla gelmesin. istanbul'da değil de gidip diyarbakır mahkemelerinde dava açmaları içlerindeki yavşaklığı her şeyiyle ortaya koyuyor benim için. türk yargı sistemininde düzenini götünden sikeyim. bu davayı açan yargıç, hakim, savcı, avukat, mübaşir inşallah hono lulu mahkemelerinde yargılanıp hapishanede aryan kardeşliğinin koğuşuna düşerler. götten mi olurlar candan mı olurlar orası allah'ın takdiri.


ama benim canımı sıkan medyanın bu iki yüzlülüğü, bu yavşaklığı. geçen hafta cuma günü ahmet şık ve nedim şener'in gözaltına alınması sebebiyle taksim meydanında basına özgürlük adı altında bir protesto gösterisi düzenlendi. ahmet'i de nedim'i de tanımam, okumam. fakat mevzu ahmet, nedim mevzusu değil, mevzu sesini duyarabilmek. ha duyarabildik mi? tartışılır. ama en azından bireysellikten toplumsal bir tepkiye giden yolda bana kalırsa güzel bir adımdı. ama. aması var işte, olmazsa olmaz zaten amasını amını götünü siktiğim yerinde hep bir ama var. özgür basın, alternatif basın, digital basın diye yeri geldikleri zaman övdükleri blog camiasıyla ilgili en ufak bir tepki yoktu mesela o gösteride. gösteriyi geç medyada da ufak tefek haberlerle geçiştirildi. yine muhalif tepkiyi bloggerlar ve internet kullanıcıları kendi hesaplarından duyurmaya çalıştılar. bu zamana kadar sesini çıkarmayan, hadi sesini çıkarmayan demeyelim de inceden vızıldayanlar, bugün eşi dostu arkadaşı gözaltına alındı diye sokaklara döküldüler. dökülmelilerde. ama artık "işime yaramayan kilisenin papazını sikeyim" mantığını yerle yeksan etmek gerek. ahmet'i mehmet'i içeri alınca konuş, bloglar kapanınca sikimde olmaz.


ya ben neyi anlatıyorsam feleğin çemberini siktiğim yerinde, ne desem boş zaten. aktivist aktivist konuşup kendimi riske atmaya hiç gerek yok. bunca senedir süregelen devlet terörünü, yolsuzlukları, faili meçhulleri 2 gün anlatıp sonra sümen altı edip bize habire sibel can diyeti, seda sayan götü gösteren basını içeri almışlar, dışarı vermişler açıkçası hiç de sikimde değil. hazır yeri gelmişken hüseyin üzmez senin de sıfatının amına koyayım insan kere, vücudundaki kanı sikeyim orospu evladı. şu ergenekon'u da kim kurduysa çıksın lan artık ortaya, iyice canımı sıkmaya başladınız.
yapımda emeği geçen sami hazinses zaman: 13:21 18 ileri geri konuşanlar
Cuma, Şubat 25
şampiyon olamazsın deseler bana, dizlerim titreyip gözlerim kararmaz belki ama yine bi ince üzülürüm bence






uzun zamandır düşündüm durdum bu konuyu. kah yemeden içmeden kesildim, kah uykularımdan uyandım. ama öyle ama böyle en sonunda nihayete erdirdim bu deli efor sarf ettiğim çalışmalarımı. soyadında gül olan insanların hepsi çok güzel yerlere gelmişler, çok tatlı paralar kazanıyorlar. herkesin burun kıvırdığı mahsun kırmızıgül paranın amına koydu. mecazen değil, o kadar para kazanıyor kesin am yapıp sikmiştir parayı. nedense mahsun o hareketi yaparmış gibime geliyor hep. ondan sonra bakıyorsunuz abdullah gül'e. adam cumhurbaşkanı olmuş. daha ne olsun? dese ki, "aras" dese, "gel oğlum şöyle bi uzan şuraya" dese, "uzan sen şöyle çıplak bişey deniyecem" dese aman cumhurbaşkanım diyemezsin, yapma abbullah'ım diyemezsin. adam cumhurbaşkanı lan, ordular başkumandanı. anasını siker lan adamın. yani sikmez ama istese siker bence. ben cumhurbaşkanı olsam istediğim adamın anasını sikerdim. ve tabii ki mustafa sarıgül. zaten fazla söze gerek yok, fotoğraf her şeyi anlatıyor. belki anlatmıyor ama siz anlayın işte.
yapımda emeği geçen sami hazinses zaman: 10:12 15 ileri geri konuşanlar
Pazar, Şubat 13
"çocuğun oldu, adı rodrigez'miş" deseler dağları taşları yerinden oynatırım
uçurumu sevenin kanatları olmalı - nietszche

uçurumu sevmek için kanat değil göt gerekli - aras öztürk çolak

her şey olacağına varır - anam


biz bir aileyiz, biz güzel bir aileyiz. ama öyle, ama böyle.
yapımda emeği geçen sami hazinses zaman: 03:18 3 ileri geri konuşanlar
Cuma, Ocak 28
herkes öldürürmüş sevdiğini, işte o yüzden sana roketatarla giriştim sevgilim
geçen gün, geçen gün dediğim de çarşamba günü. yakın dostum, güzel insan okşan'dan telefon aldım. telefonda bana kadıköy'e gelmemi, eğer gelmezsem çocuğumu bir daha göremeyeceğimi ve polise haber verirsem de çocuğumu bir daha göremeyeceğimi anlatıyordu. tabii dediklerine pek kulak asmadım, zira çocuğumu pek görmek istemiyordum. alsın da o'nun başına bela olsundu benim tatlı minik çocuğum. ben böyle "ulan çocuğu kurtarsam mı, kurtarmasam mı" diye tripten tribe koşarken birden çocuğumun olmadığı aklıma geldi ve o heyecanla kahveyi üzerime döktüm. dökülen sıcak kahve sikime taşşağıma denk geleydi, zaten o saatten sonra çocuğum olmazdı. ama korkmayım, sikim ve taşşağım eski günlerde ki gibi, durdurak bilmeden çalışıyorlar. okşan'ın asıl meselesi, enrah bulut insanın arkaoda'daki efsanevi dj performansına iştirak etmemizdi. bilindiği üzere, enrah bulut benim kuzenim, canım, ciğerim. çocuğum olursa adını enrah koyucam. o kadar seviyorum. ya aslında okşan'ı da seviyorum, ama bi erkek evladına okşan diye isim koyanda gülerler çocuğa. her neyse.

ben buluşma yerine doğru hızla gitmek isterken metrobüsle gittim tabii ki. allahtan oturacak yer buldum, götü yaya yaya gittim şerefsizim. kah uyuyakaldım, kah yanımdaki lavuğun gazetesini kestim yan gözle. dillere destan, masallara konu olacak bir metrobüs yolculuğuydu. metrobüsten indikten sonra kendinden emin adımlarla arkaoda'ya doğru yürümeye başladım. tam altıyol'un oraya gelirkene bir çift dikkatimi çekti. adıyaman çiğ köftecisine giriyorlardı. çiftin benim dikkatimi çekmesinin nedeni, elemanın caner'e benzemesiydi. caner atakul, bizim sevdiğimiz bir arkadaşımız. karikatürist, sanat sevdalısı, dövmemi yapacak kadar iyi bir dövmeci. 4x4'lük çocukmuş lan caner. caner'i birazdan övmeye devam edeceğim, ama şu mevzuyu bir anlatayım hele hele. boyuyla posuyla, şapkasıyla çantasıyla çocuk adeta bir caner'di. beni bu kadar heyecanlandıran, 1. yanında kız olması, 2. çiğ köfteciye girmesiydi. yanında kız olması şaşılacak bir durum değil ama ben, enrah, okşan, yavuz bunun dedikodusunu yapıp, kız kimdi diye beyin fırtınalarına girebilirdik. ama asıl mevzu caner'in çiğ köfteciye girmesiydi. allah allah dedim, bu çocuğun ne işi var lan dedim çiğ köftecide. koskoca caner atakul'un çiğ köfte yemesini kendime yedirememiştim nedense. ondan sonra dedim ki yine kendi kendime, amına koyayım caner insan değil mi, niye yemesin çiğ köfte. çiğ köfte yemek onun da hakkı değil mi diye kendime çattım. yaklaşık altıyol'dan arkaoda'ya gidene kadar caner'i düşündüm, çiğ köfteyi düşündüm, türkiye'de sanatçılara uygulanan bu pozitif ayrımcılığı düşündüm. sonra eski sevgilimi düşündüm, çünkü çiğ köfteyi çok severdi. sonra tekrar caner'i düşününce galiba caner'i seviyorum dedim. ama arkadaş gibi, ama dost gibi. sikişli sevme değil yani. demem o ki; hayatımın bi 10 dakikasını caner'i düşünerek geçirdim o gece. zaten o caner sandığım çocukta caner değilmiş. iyice inception gibi oldu amına koyayım hayatım.

sonra arkaoda'ya gittim işte, enrah'ı dinledik, efsane taşşak geçerek gülüp eğlendik. gece tatsız bitti ama, okşan'la enrah tartıştı. enrah okşan'a "belanı sikerim senin" dedi. okşan'da "belam sensin, kolay gelsin" dedi. ondan sonrasını hatırlamıyorum. ha unutmadan tam karşımda masamda oturan en az bir asia argento kadar çirkin ama çekici olan kız. şayet elinde yarım parmaklı eldiven olmasaydı o gece beni hakedecektin ama o eldiven bütün seksüel dürtülerimden uzaklaştırdı beni, maneviyat denizlerine saldı beni. cumayı kaçırmadan kaçızlıyanzi gençler.
yapımda emeği geçen sami hazinses zaman: 02:17 16 ileri geri konuşanlar
Cuma, Aralık 31
simurg'uma
malum önümüz yılbaşı. yılbaşında, eşle dostla buluşulur, eğlenilir, kırmızı don giyilir, içki içilir, şanslı olanlar sevişerek, benim gibi bahtsız olanlar ise "allah'ım ben nerde yanlış yaptım" diye hislenerek yeni yılın girişini (göte) kutlarlar. ve yeni yılın getirilerinden biri de hediyedir. daha evvel bahsettiğim üzere hediye olayını pek sevmiyorum. ama gel gör ki, bir güzele delice sevdalandığım için bu yılbaşında bir sürpriz olsun, vay efenime söyleyeyim bir şirinlik olsun diye o dilbere, oy o hilal kaşlıya bir hediye vereyim istedim. düşündüm, taşındım ve sonunda imal edilmiş bir şeyi hediye etmektense, o güzele, oy o bal dudaklıya kendi ellerimle bir hediye yaratmayı münasip gördüm. elimden pek bir şey gelmediği için, elde olan malzemelerle bir tablo yapmaya karar verdim. asıl mevzu ondan sonra başladı.


evvela sevgili su bazlı kırmızı boya; ben senin pigmentini sikerim. amına koduğumun boyası, tamam kurumuşsun, anladık. ama ben sana suyu verende senin çözülmen lazım. çünkü sen su bazlısın, seni tinerle, kılla tüyle çözemem. senin ben pantone kataloğundaki yerini sikeyim boya kere. gerçi gidip nalburdan bi kutu boya alabilirmişim ama artık çok geç zira tablo bitti. ondan sonra atölyenin kapısının kapalı olduğunu gördüğü halde gelip adres soran amca. senin ben talükatını sikeyim. sana laf anlatacağım diye boya aktı hep aşağıya. bula bula adres soracak tek yer olarak bizim atölyeyi mi buldun be sığır siki? ondan sonra atölyede bulamadığım fırçalar. neredesiniz kuzum siz allasen? sen fırçasın ve senin atölyede olman gerekiyor. atölyede olmayan fırçanın ben kılını sikeyim. ve son sözüm sana sevgili airbrush tabancası. senin ben iğneni sikeyim. madem çalışmıyorsun, hani ibnelik yapıyorsun. başta yap, başta yap ki ben de diyeyim "aa" diyeyim, "bu makinede bozukmuş, hiç girmeyeyim ben bu işe" diyeyim.


velhasıl kelam bu kadar imkansızlıklara, zorluklara rağmen hediyemi bitirmiş bulunmaktayım. peki şimdi size şunu sorayım: siz bana ne aldınız yılbaşında? hiç. sik. sik alsanız yine sevinirdim. hani bozulurdum da, biraz da sevinirdim. "am sakızı çoban yarrağı" deyini alır saklardım. ama her yerde de saklayamazdım. anamın babamın yanında kalıyorum. kalkıp hediye ettiğiniz siki odanın baş köşesine koymamı beklemeyiniz benden. işiniz gücünüz goygoy. susayım diyorum, konuşmayayım diyorum ama artık yeter. yeter artık. arkadaşlar bana niye hiç hediye almıyorsunuz, börek yapmıyorsunuz, bi kere olsun vermiyorsunuz? eksiğim gediğim ne benim. yeni yıla bunları düşünerek gireceğim, neden böyle durgunsun, neden böyle suskunsun deli çocuk diye soranlara "unutma, unutulanlar, unutanl... sigara var mı ya" diyeceğim.


demem o ki hepinizin yeni yılını yalarım.
yapımda emeği geçen sami hazinses zaman: 04:39 14 ileri geri konuşanlar
Cuma, Aralık 10
nikahını beni çağır sevgilim, düğün pastasını beğenmezsem o düğünü sikerim
sevgilim,

sen bu satırları okurken ben nerede olacağım tam olarak bilmiyorum. belki kahvede iddaa kuponlarına gömülmüş, belki meyhanede çerez tabağında fıstık ararken bulursun beni. önemli değil bunlar, önemli olan benim küçük sevgilim; senin mutluluğun. duydum ki, evleniyormuşsun. hayırlı olsun. sevinmedim desem yalan olur. sevindim ama öyle de çok sevinmedim, öyle çılgıncasına sevinç gösterileri yapmadım yani. medeni bir insan gibi sevindim, hayırlı olsun dedim. haber uçurmuşsun sağa sola, "taşkınlık yapmayacaksa gelsin, biz hala arkadaşız" diye. korkma miniğim, düğününe gelmeyeceğim. ama sanma ki seni beyazlar içinde görende üzüldüğümden, sanma ki seni hala deliler gibi sevdiğimden ötürü gelmeyeceğim. işin aslı bebeğim, şimdi gelirsem o düğüne, nereden baksın bi çeyrek takmam lazım. e çeyrek altın da olmuş sana 110 tl. zaten dardayım, bu yoklukta bi de sana çeyrek takarsam iyice dara girerim. hiç gerek yok. zaten biz türk evladıyız kızım, godoş mu sandın lan bizi? medeniyiz dediysek de o kadar medeni değiliz. otobüste yaşlılara yer veririz, kapıyı açarken önce kadınlara yol veririz. benim medenilikten anladığım budur papatyam. hem bilirim, sen hesabını yapmışsındır çoktan. nasıl olsa gelmez demişsindir benim için, o yüzden beni unut düğününde kınalım. ama belki evlendikten sonra hayırlı olsuna gelebilirim, güle güle oturmalara gelebilirim. dedim ya, elim sıkışık biraz. şimdi sen düğünde iyi mama yaparsın kendine. bu çılgın aşığını, bu serseri sevdana 3-5 ateşlersin o takılardan. eğer ateşlemezsen, korkarım ele güne kötülerim seni her konu senden açıldığında. neyse işte. biraz da kendimden bahsedeyim, yokluğunda ne yaptığımdan. bilirim, merak edersin sen beni. merak edersin de amına koyayım bi arasaydın be balım, bi çağrı atsaydın be ay yüzlüm? bu nasıl özlemekse artık, çözemedim, bilemedim. ayrılırken dediğim gibi, senden başka hiç kimseyi sevmeyeceğim dedim ve sevmedim de. bi kedi aldım ama, kırpık koydum adını. az biraz onu seviyor gibiyim. o da evin amına koydu, mundar etti evi sıça sıça. annemle papaz olduk, namaz kılıyorum bu evde, sen sokaktan alıp eve hayvan getiriyorsun, onun da bi götüne sahip çıkamıyorsun diye. şimdi ona sıcak bi yuva arıyorum, isterseniz size vereyim. çocuğa hazırlık olur, antreman olur, bu konuyu bi düşün bence sevdiceğim. babam beni evlendirmeye çalışıyor, habire "şu evlendirme programına çık, bu evlendirme programına katıl" diye zindan ediyor bana hayatı. aslında çıkasım yok değil, güzel imkanları var. gidiyorsun kızla mesela, çay içiyorsun, stüdyoda. hoop hesap filan almıyorlar, ne güzel bu devirde di mi yavru ceylanım? ama korkum, ben şimdi çıkarım o programa, bi taliplim gelmez, yarrak gibi aylarca dururum orada. gerçi babama kalırsa, "yakacakla sikeceğin kötüsü olmaz, ilk geleni kabul edersin" diyor da, bilmiyorum işte kafam çok karışık. hele altın fiyatları biraz daha artsın da, ona göre takı hesabını filan yapıp öyle girerim evlilik işine.

işte böyle benim de hayatım börtü böceğim. satırlarıma burada son vermeden evveli, birkaç cümle daha kurayım. hesapta kısa ve öz bir mektup yazacaktım ama kitap yazdım sanki. duydum ki eşin olacak adam, benden zengin, yakışıklı, kibar, karizmaymış. ben öyle duydum, ne kadar doğru ne kadar yalandır bilemem şimdi. ha şimdi bunu yazıyorum, sanma ki o lavuğu kıskanıyorum, sanma ki o denyoya ayar oldum. benim anlamak istediğim, ulan benim gibi bi adamdan öyle bi adama nasıl gittin be kara vicdanlı? hani bi kendime bakıyorum, cepte 5 lira desen yok, saçlar seyrelmiş, dişler dökülmüş, tanımayan babamın kardeşi sanıyor beni. benim gibi bir adamdan sonra öyle bi herifle nasıl beraber olacaksın. amına koyim karabükspor gibisin serçem benim. bi hafta 5 yerken, diğer hafta 5 atıyorsun. dilerim mutlu olursun inci tanem, kar yüzlüm, nergis dudaklım.

kendine iyi bak, beni sakın unutma. dertlerimi aklında tutma, unut. beni, unutma...


not:o dediğim borç işini, kedi işini de unutma deli sevdam :))))))))))))))))))))))))))))
yapımda emeği geçen sami hazinses zaman: 12:59 14 ileri geri konuşanlar
Pazartesi, Ekim 4
yokluğunda çok kitap okumak isterdim ama kuru fasulye filan yedim
sevgili blog, biliyorum uzun zamandır yazamıyorum ve seni çok ihmal ettim. ama içimdeki yazma isteğini kaybettim ve yazacak bir şeyler bulamıyorum. şimdi eski yazılarıma baktım da deli sikine tutunur gibi yazmışım ha yazmışım. ama artık sorunlarımı çözdüm ve elimden geldiğince yazmaya çalışacağım.


merhaba. siz beni aras olarak tanıdınız ama şu yukarıda yazdığım yazıyla size gerçek kimliğimi açıklamış bulundum. aslında ben 16 yaşında, hayata dair en büyük sorunları kiloları ve twighlight'ta ki edward'ın beni sikmesi olan ergen bir kızım. kullandığım nicki ve fotoğrafı soracak olursanız eğer daha önce "white angel, marla singer, betty boop" gibi nicklerin milyonlarca kez kullanılması ve marilyn monroe, monica belluci, avril lavigne fotoğrafları da yine milyonlarca hemcins ve yaşıtımın tarafından kullanıldığı için kala kala bana bunlar kaldı. blogum benim en yakın arkadaşım ve onunla insanmış gibi konuşuyorum. çünkü 16 yaşındayım ve dünyada herkesin benden nefret ettiğini düşündüğüm yaştayım. eğer herkes benden nefret ettiğini şu yaşımda düşünmezsem ne zaman düşüneceğim? o yüzden blogum benim en yakın arkadaşım. ama eğer insan gibiyse blogumdan da nefret etmem gerekiyor. sikeyim böyle arkadaşı zaten, ne dersem onaylıyor, hiç beni teselli etmiyor, blogum beni sevmiyor :(((((((((((((((((((((((((( 3 ayda bir yeni bir şeyler yazıyorum ve 3 aylık boşluğu, tekrar yazmaya başladığımda sanki insanların çok sikindeymiş gibi "biliyorum uzun zamandır yazmıyorum" girişiyle yazımı tamamlıyorum. bunları niye yapıyorum diye soruyorsanız çünkü ben bir malım. hayatta en sevdiğim şey nutella ve edward.

eğer aranızda bana yazılmak isteyen olursa, hiç merak etmediği halde soracağı "canım ya nerelerdeydin, çok özledik seni ;) neler yaptın bakalım güzellik burada yokken" sorularını şimdiden cevaplayayım. bir kere her şeyden nefret ettim ve nefret ettikçe kendimi nutella'ya verdim ve nutella'ya verince kendimi götüm kazan gibi oldu. sonra bunu dert edip her pazartesi diyete başladım ve götümün büyümesiyle diyet olayının kronik bir hal alması aynı döneme tekabül etti. ablalarımdan öğrendiğim "ya ben aslında çok zayıftım ama hormon ilaçları beni şişirdi" yalanını arkadaşlarıma anlattım, kimse çıkıp da "ne hormonu ne ilacı bu yaşta be amcık" demedi. sanırım çok iyi arkadaşlarım var. sonra arkadaşlarımla yaprak dökümü'ydü, aşkı memnu'ydu, ne kadar saçma sapan dizi varsa onların tekrarlarını izleyip yakışıklı erkeklere iç geçirdik. okulların açılmasıyla tekrar sizlerle birlikte olacağım. bu yeni yazı döneminde, hocaların ne kadar kötü olduğunu, ailemin beni hiç anlamadığını, sınıftaki tüm oğlan çocuklarıyla yaşadığım platonik aşkları anlatacağım. seni çok özledim blog yummmmmmmmmmiiiiiiiiiiieeeeeeeeeeeeeeeeee ^.^
yapımda emeği geçen sami hazinses zaman: 12:20 35 ileri geri konuşanlar
Pazar, Haziran 27
MUCİZE DİYET!!! yüzde yüz çalışıyor.



malum yaz geldi. yazın gelmesini, havanın sıcaklığından, mini etekli, şortlu, götlü, memeli kızların bolluğundan, şişman kadınların göbeklerini beyaz bodye yapışık gezmelerinden ve gazetelerde boy boy verilen diyet listelerinden anlayabilirsiniz. geri zekalı değilseniz zaten yazı kışı ayırabilirsiniz, bunlar sadece böyle özel durumlar için geçerli şeyler. ufaklığımdan beri özellikle hısım akraba çevresinde "ayy ne kadar zayıf bu çocuk, beslemiyor musunuz bunu" gibilerinden her gördükleri yerde acıma ifadesi içeren cümleler duysam da, günümüz modasının 0 bedeni makul bir hale getirmesinden ötürü tüm genç kızların imrendiği bir erkek olup çıktım. bu vesileyle tüm olumsuz yönlerimi kapatacak bir artım bulunmuş oldu. "bana verir misin" diyorum, kız vermiyor ama sen şişmansın ben zayıfım diyerek psikolojisini çökertiyorum onun. başkası bana çirkin diyor, ama sıfır bedenim diyorum, ağlatıyorum. bu ne kadar böyle gider bilinmez ama gittiği yere kadar götürmeye kararlıyım, ve duyarlı, anlayışlı bir insan olarak size bu yaz sahilde fütursuzca bikininizi giyebileceğiniz, tartılarla dost olacağınız kendi diyet listemi veriyorum. seda sayan'lı, sibel can'lı diyet reçetelerini bir kenara atın, dediklerimi not alın.

evvela yemek listesiyle başlıyorum

kahvaltı:

öyle yarım domates, kibrit kutusu kadar peynir filan yok. evde ne varsa onu yiceniz amına koyim. gün gelir domates olmaz, gün gelir peynir olmaz yeme, ille onu yemek mecburiyetinde değilsin. hem yemediğin için otomatik olarak 25 gramdan kurtulmuş oluyorsun.

öğle yemeği:

öğle yemeğini de es geçiyoruz, eğer evdeysek ve anamız varsa yiyoruz, yok dışarıdaysak veya arkadaşlardaysak otomatik olarak öğle yemeğini atlıyoruz. nereden baksan sen şimdi öğle yemeğinde 300-500 kalori alacaktın zaten, eğer yemezsen almazsın.

akşam yemeği:

günün en önemli öğünü. vallahi aç karınla yatamazsın akşam, yatamadığın gibi tribe girersin, gözün döner. allah'ım dersin, sen kimseyi açlıkla terbiye etme dersin. gecenin bir vakti çıkarsın dışarıya kebaptı, etti, kıldı tüydü derken sıçarcasına yemiş olduğunu görürsün. o yüzden temiz bi akşam yemeği ye, çayını kahveni iç, pırlanta gibi olursun yeminle.

gelelim 0 bedeni korumanızda size faydalı olacak altın öğütlere:

1-) işi gücü bırakın: bu yazın sıcağında çalışılır mı lan hiç? adamın mecali sikilir vallahi. işi gücü bırakın, sikinizi taşşağınızı sere sere yatın. zaten bir müddet sonra paranız suyunu çekeceği için her istediğinizi alamayacaksanız, misal canınız dondurma almak isteyecek ama alamayacaksınız, bu vesileyle kalori de almayacaksınız, fit olacaksınız, taş gibi olacaksınız.

2-) haftanın 3-5 günü arkadaşlarınızda kalın: evden uzaklaşın, biraz sosyalleşin. evde otursan bütün gün bilgisayar başında göt büyütecen, ama arkadaşında kalsan öyle mi ya? mümkünse arkadaşınız bekar olsun, evde yiyecek pek bir şeyi bulunmasın. böylelikle sike sike yemek yemeyeceksin, en güzel yöntem de bu bence, mis.

3-) rakıyı sodayla için: suyun hayat vermediği tek şey rakı olduğunu her daim söylemekteyim. en güzeli rakıyı sodayla içmek, böylelikle mide habire çalışacak, yediğini sindir sindir sindirecek, ya tabiri caizse anasını sikecek midenin. mide delinene kadar bence sağlıklı bir yöntem.

4-) günaşırı mastürbasyon yapın: şimdi hemen "ay ben mastürbasyon yapmam ki" filan diyenler olacak, sikerim yalanlarınızı bir kere, onu geçin. sonra beni günaşırı mastürbasyon yaptığım için abazalıkla, kronik mastürbatör olmakla suçlayanlar olacak. ama bilmiyorlar ki mastürbasyon yapmak, seksten daha fazla kalori yakılmasını sağlıyor. cahil ibneler.

5-) günde 2 paket sigara için: için için amına koyim, verin sigaranın gözüne ateşi. bilinen bir gerçek; sigara iştahı keser. bilinmeyen gerçek; sigaraya o kadar para verince ister istemez başka bir şeye para veremiyorsun.

evet sevgili okurlarım, umarım bu yaz gününde götünüze geçirdiğiniz bikinilerle, slip mayolarla fit vücudunuzu sahilde umarsızca afişe edebilirsiniz.
yapımda emeği geçen sami hazinses zaman: 11:11 25 ileri geri konuşanlar
Pazartesi, Mayıs 31
rusya'ya vize kaldırıldığında öğreniğimde anca kaldırmakla yetindim
hepinizin bildiği üzere pucca'nın kitabı çıktı. gelen tepkilerden öğrendiğim kadarıyla aslında bu kızı kimse okumuyor ama okumadıkları halde devamlı cinsellikten bahsettiğini söylüyorlar. şaşırdım doğrusu, cinsellik bu kadar sattırırsa ben de seks günlüğümü yayınlamak istiyorum.






























































ne sandın lan amcık? hiç öyle boş yere ctrl+A filan yapma bişey yok. bomboş, tertemiz bir seks günlüğüm var. hani seks günlüğüm araba olaydı, "bayandan az kullanılmış 0 gibi araba" diye satardım anında. hayatım filme çekilse konulu porno bile olmayacağını daha evvel sizlere anlatmıştım, seks günlüğümden değil kitap, seri ilanlarda çıkan reklam bile olmaz.
yapımda emeği geçen sami hazinses zaman: 02:19 11 ileri geri konuşanlar
Pazar, Mayıs 9
bir nesil sevişmeyi aydemir akbaş'la öğrendiyse, o işte bir yanlışlık var
Silvio Berlusconi: İtalya başbakanı, 74 yaşında. Sevişiyor.


Deniz Baykal: Ana muhalefet lideri, 72 yaşında. Sevişiyor.


Bill Clinton: Eski A.B.D. başkanı, 64 yaşında. Sevişiyor.


Yaşar Nuri Öztürk: Cart curtcu, 59 yaşında. Sevişiyor.


Kamer Genç: Bağımsız millet vekili, 70 yaşında. Sevişiyor.


Ali Kırca: Anchorman, 61 yaşında. Sevişiyor.


Aras Öztürk Çolak: Sanat işçisi, 24 yaşında. SEVİŞEMİYOR.


utan eserinle türkiye, bu ayıp senin...
yapımda emeği geçen sami hazinses zaman: 03:46 16 ileri geri konuşanlar

ღ ÖPÜYORUM EN GÜZEL YERİNDEN ღ